EFES
Antik Çağ’ın en güzel şehirlerinden biri olan Efes, İzmir’e 55 , Kuşadası’na 19 kilometre uzaklıktaki Selçuk ilçesinin sınırlarında bulunur. İlk yerleşiminin Ayasuluk Tepesi civarında olduğu düşünülen şehri, daha sonraki asırlarda bugünkü Küçük Menderes veya Antik Çağ’ın Kaystros ırmağı kenarına taşımışlar. Daha sonraki zamanlarda, Kaystros ırmağının taşıdığı alüvyonlar neticesinde, Antik Çağın liman kenti Efes, denizden gittikçe uzaklaşmış. Efes’in denizden uzaklığı bugünlerde 6 kilometreden fazladır.
Antik Çağ’ın 7 Harikası’ndan biri sayılan Artemis Tapınağı, bugünkü ören yerinin dışındaydı. Bu dönemde Likya’da Apollon, Knidos’ta Afrodit, Efes’te Artemis gibi bazı tanrıların ve tanrıçaların görünümleri ve kişilikleri halk tarafından benimsenmişti. Tapınağın bugün derin bir çukur bulunan alanında, M.Ö. VII. yüzyıl başında tanrıça Artemis’e ait bir sunak ve daha sonraki evrede de sade bir kutsal yapı inşa edilmişti. Daha sonrasında tamamen mermerden yenilenecek olan tapınağın 36 sütunu da kabartmalarla süslüydü. Bu arkaik tapınağın üzerine de, M.Ö. II. yüzyılda 130 x 68 metre boyutlarında, etrafı her biri 17,5 metre yüksekliğinde 117 sütunla çevrili ve batı yönüne bakan Artemision inşa edilmişti.
Artemis Tapınağı, İon düzeninde yapılmıştı. İon düzeni, 3 klasik yöntem olan İon, Dor ve Korint düzenlerinin en estetik olanıydı. Artemis Tapınağı, o dönemin en büyük yapısıydı. Örneğin Atina’daki Parthenon Tapınağı’ndan daha büyüktü. Artemis Tapınağı, eski haliyle yerinde kalmış olsaydı üç yanı deniz olacaktı.
Artemis Tapınağı çevresindeki ilk kazılar 1863 yılında İngilizler tarafından yapıldı. Bu kazılarda çıkarılan ilk buluntular Londra’daki British Museum’da sergileniyor. Efes Ören Yeri’ndeki ilk kazılar ise, 1892’de Alman mühendisler tarafından yapılmış. Alman mühendisler, Efes’te ele geçirdikleri buluntuları Avusturyalı bir koleksiyoncuya satmışlar. Avusturyalı koleksiyoncu da, bu parçaları o yıllarda Osmanlı ordusunun subaylarını eğitmek için İstanbul’da bulunan Avusturyalı subaylara teklif etmiş. Daha sonra 1895 yılında da Avusturyalılar, Efes’te kapsamlı kazılara başlayabilmek için gerekli izinleri Osmanlı Hükümeti’nden almışlar. Artemis Tapınağı’nda ve Efes Ören Yeri’nde bulunmuş olan tarihi parçalar bugün Londra British Museum’da, Viyana Ephesos Museum’da, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde ve Selçuk Müzesi’nde sergileniyor.
Meryem Ana evinin bulunduğu Bülbül Dağı’na giden yolun üzerindeki Magnesia Kapısı’nın veya Doğu Kapısı’nın önünde başlayan Kutsal Yol, Artemision’a kadar gidiyordu. Efes Ören Yeri gezisine bu kapıdan başlarsanız Devlet Agorası solunuzda kalır. M.S. V. yüzyıla kadar kullanılmış olan agora 160 x 56 metre boyutlarındaydı. Agora’da, ticaretin yanı sıra devletin dini, politik ve hukuki işleri de görüşülürdü. Agora’nın ortasında Mısır Tanrıçası Isis veya İmparator Augustus’a adandığı sanılan bir tapınak bulunurdu. Agora’da, Aşık, Mora, İmpar gibi satranca, damaya benzer zeka ve zar oyunları da oynanırdı.
Agora’ya girmeden bazı parçalarını göreceğiniz toprak borularla Efes’in temiz ve pis suları taşınıyordu. Efes’te, XVIII. yüzyıl Avrupa saraylarında olmayan kanalizasyon sistemi mevcuttu. Ancak genel kanalizasyona bağlantı yapmak çok pahalıydı. Romalılarda oturak çok kullanılırdı. Roma evlerinde bir veya iki oturağı olan ve bol suyla yıkanabilen tuvaletler vardı. Kimi evlerde kanal sistemi sayesinde üst katlara da tuvalet konulabiliyordu. Oturakların boşaltılması ise önemli bir sorundu. Tarlalarda, tabakhanelerde hayvan dışkısı yanında insan dışkısı da kullanılabiliyordu. Terziler giysileri sağlamlaştırmak için insan idrarını da değerlendirirlerdi. Bu idrarın bir kısmı sokak köşelerine yerleştirilmiş idrar çanaklarından elde edilirdi. İdrar ticaretinin önemi İmparator Vespasian’ın sonunda idrar çanaklarına vergi koymuş olmasıyla daha iyi anlaşılabilir. Bu vergilerden dolayı da halk tarafından idrar toplama kaplarına ‘Vespasiani’ denilmişti.
M.Ö. IV. yüzyılın sonunda itibaren Roma kentlerine su kemerleriyle su getirilmeye başlanmıştır. Her şehirde ‘Curator Aquorum’ denilen bir su yetkilisi bulunurdu. Su, kaba pisliklerinden arındırılmak için şehir dışındaki sarnıçlarda dinlendirilirdi. Su dağıtımı, kurşun, toprak veya tahta borularla yapılırdı. Suyun kalitesini bozmayan toprak borular olabildiğince tercih edilirdi. Düşük kaliteli su hamamlarda kullanılırdı. Kaynakların en berrak ve temizinden gelen yağmur suyu en çok aranılan suydu. Evlerine su gelmeyen kadınlar, sabahları çeşme başlarında toplanır, kovaların dolmasını beklerken dedikodu yaparlardı. Evlerde, İmpluvium denilen sarnıçlarda toplanan su kovalarla çekilirdi. Efes’e su getiren Pollio su kemerinin bir bölümünü Selçuk – Ortaklar karayolu üzerinde görülebilir.
Efes’in en önemli caddesi, Devlet Agora’sıyla, Odeon’un arasından geçen Kuretler Caddesi’ydi. Burada adı geçen Kuretler, Artemis Tapınağı’ndaki, tanrıçanın kutsal ateşinden sorumlu olan rahibelerdi. Bu caddenin iki yanında ön tarafları heykellerle süslü dükkanlar vardı. Cadde, kutsal rampayla devam ederdi. Rampanın sonunda da sağlı sollu tanrı Hermes kabartmaları göze çarpardı. Agora’nın tam karşısında Odeon ve Prytaneion veya Belediye Sarayı yan yana bulunurdu. Roma’da bazı Odeon binalarının üzerleri kapalı olurdu. Efes’in 1.400 kişilik Odeon’u, Bouleterion veya Meclis Binası olarak da kullanılmıştı. Burada konferanslar, şairlerin sunumları, konserler de düzenlenirdi. Odeon, savaş dönemlerinde mahkeme alanı, askerlerin konaklaması ve erzak deposu olarak da değerlendirilirdi.
Kent meclisi toplantı binası olarak da kullanılan Prytaneion’da adaklar kabul edilirdi. Şehirlerini temsil eden bürokratlar burayı ziyaret ederlerdi. Prytaneion’da Ocak Tanrıçası Hestia’ya adanmış olan kutsal ateş rahibeler tarafından hep canlı tutulurdu. Bugün Selçuk Müzesi’nde görülebilen Artemis heykelleri de kazılarda Prytaneion’dan çıkarılmıştı.
Kutsal rampa, Domitian Meydanı’na açılırdı. Bu küçük meydanın sol tarafında Pollio Anıtı ve Domitian Tapınağı, meydanın ortasında üzerinde Zafer Tanrıçası Nyke’nin kabartması bulunan anıt ve meydanın sağ tarafında da Memnos Anıtı vardı. Memnos Anıtı’nın alt katında Karyatitlerin yani dansçı kadınların, üst katında da önemli şahsiyetlerin heykelleri görülüyordu.
Biraz aşağıdaki Herakles Kapısı, idari ve ticari şehir merkezleri arasında sembolik sınır olarak kabul edilirdi. Bu iki katlı anıtsal kapı, Nemea Aslanını kolları arasında tutan Herakles kabartmasıyla süslüydü. Antik şehrin en güzel görüntülerinden biri de buradan alınır. Caddenin bundan sonraki bölümü iki tarafı kaideli sütunlarla süslüymüş. Bu sütunlar senatörlere, şampiyonlara, imparatorluğun önemli kişilerine ayrılmıştı. Roma sanatçıları, Helenistik dönemin tam tersi bir anlayışla olabildiği kadar çok eser yaratmaya çalışırlarken ince detaylara pek önem vermezlerdi. Heykellerin vücutları ve başları için farklı heykeltraş ekipleri çalışırdı. Bu nedenle de heykellerin başları ve vücutları arasında zaman zaman mimari orantısızlıklara rastlanırdı. Roma şehirleri, dekoratif kanallarla, su yollarıyla, çeşmelerle, havuzlarla, heykellerle, ağaçlarla, çiçeklerle dekore edilmişti.
Caddenin sol tarafında Zengin Evleri bulunurdu. Roma şehirlerinde evler önce tuğladan ve sonraları mermerden inşa edilmiştir. Bu evlerin zeminleri mozaiklerle, duvarları fresklerle dekore edilmişti. Roma evlerinde odalar avlunun etrafına yerleştirilirdi. Evin bahçesinde güneş saati bulunurdu. Ev eşyalarında kereste, cam ve bronz kullanılırdı. Kayın ağacı ve Kuzey Afrika’dan getirilen ağaç kavunu kerestesi çok değerliydi. M.Ö. I. yüzyıldan itibaren cam işçiliğinde üfleme cam yöntemi kullanılmıştı. İtalya ve İspanya’dan cam ithal edilirdi.
Evlerde ısınma açık ocaklarla veya mangallarla yapılırdı. Ayrı mutfak, özel tuvalet, banyo, su ve kanalizasyon tesisatlarına yalnızca zenginler sahip olabilirdi. Kimi zengin evlerinde tabandan ısıtma vardı. Evlerin aydınlatmaları zeytinyağı ve balıkyağı lambaları, balmumundan yapılmış kandiller kullanılırdı. Mozaiklerdeki ‘Cave Canem – Dikkat Köpek Var ’ yazısından da anlaşıldığı gibi köpekler evcilleştirilmiş ve bekçi olarak kullanılmışlardı. Ayrıca evlerde kasa bulunuyordu.
Biraz ilerde bugün yalnızca kaidesi ayakta olan Traianus Çeşmesi görülür. Çeşmeye gelen sular heykelin altından akarak ön taraftaki 12 metre uzunluğundaki havuzda toplanıyordu. Anıtsal çeşmenin ön cephesindeki Traianus’un anne ve babasının heykelleri Efes Müzesi’nde sergileniyor.
Traianus Anıtsal Çeşmesi’nin hemen yanındaki dar yoldan yürürseniz Scholastica Hamamları’na gelirsiniz. Efes’te ve Roma kentlerinde fahişelik kötü gözle bakılmayan bir meslekti. Fahişeler kazançlarından vergi verirlerdi. Çok güzel bir örnek olarak, fahişe olarak başladığı hayatını valinin karısı olarak bitiren Scholastica gösterilebilir. Buradaki Roma hamamlarına da Scholastica ismi verilmiş. Efes’te 6 tane hamam vardı. Hamamda arkadaşlar buluşur, ticari ilişkiler düzenlenir, şair ve filozoflar eserlerini tanıtırlardı.
Romalılar’da erkekler sabah evden çıkmadan önce soğuk suyla hızlı bir şekilde yıkanırlardı. Esas banyo öğle uykusundan sonra hamamda alınırdı. Askerler, çocuklar, köleler hamama ücretsiz girerlerdi. M.S. II. yüzyıldan itibaren hamamlar belirli saatlerde erkeklere, belirli saatlerde kadınlara ayrılıyordu. Değişiklik zamanı zillerle duyuruluyordu. Romalılar, temizlenmek, dostlarını görmek, sohbet etmek, en son haberleri almak için hamama giderlerdi. Kısacası hamamlar yıkanmadan öte sosyal kulüpler gibi işlev görürlerdi. Hamamlarda egzersiz yapılırdı. Masaj servisi vardı. Hamamda sabun değil zeytinyağı temizlik için kullanılırdı. Isıtılmış odalarda ‘Strigilis’ denilen kazıyıcı bir aletle kirler temizlenirdi. Sıcak ve soğuk havuzlar, yıkanmak ve ferahlamak için kullanılırdı. Bazı hamamlar bolca akan suyla beslenmedikleri için pis olurdu. Manikür, tırnak ve kulak temizlenmesi, ağda yaptırılır, diyet önerileri alınırdı. Keskin bıçaklarla berberler saç keserlerdi. Ayrıca hamamlarda hazır yiyecekler satılırdı.
Hamamlarda Apoditarium denilen soyunma odaları vardı. Burada eşyalar raflara konulur ve köleler eşyalara göz kulak olurlardı. Giysi çalınması sık rastlanan bir suçtu ve ikinci el eşya ticareti vardı. Hamama girmeden önce el ve ayakların yıkanabilmesi için havuzlar bulunurdu. Genelde herkes kendi masörü ve havlu taşıyıcısıyla birlikte gelirdi. Hamamlarda, Tepidarium ( ılık), Calidarium ( sıcak ), Sudatorium ( ter atma ) bölümleri vardı. Roma döneminde hamamda vücut spor yapmaya hazır hale getirildikten sonra Gymnasium’lara gidilerek spor yapılırdı. Romalılar’ın hayatında ekmek, sirk ve hamam en vazgeçilmez şeylerdi. Ekmek, karın doyurmak için, sirk vakit geçirmek için, hamam arkadaşlarla buluşmak için önemliydi.
Hamamlardan sonra M.S. II. yüzyıla tarihlenen Hadrianus Tapınağı’na gelirsiniz. Efes’teki Roma Tarihi’nin en önemli imparatorlarından biri olan Hadrianus’a adanmış tapınağın dış kemerinde Kader Tanrıçası Fortuna, iç kemerinde de Medusa kabartmaları vardır. Tapınağın orijinali Selçuk Müzesi’nde olan kabartmalarında Efes’in Atina Kralı Kodros’un oğlu Androklos tarafından efsanevi kuruluşu, Olimpos tanrıları, tanrıçaları ve Hadrianus’un zaferlerinden kesitler canlandırılmıştır. Girişin iki yanını süsleyen Meandr motifleri ve yumurta frizleri de çok ilgi çekicidir.
Hadrianus Tapınağı’ndan sonra geziye Latrina veya genel tuvaletle devam edilir. Latrinalar da sosyal hayat için çok önemliydi. Hamamlardan bağımsız olan genel tuvaletler kalabalık yerlerde, ana caddelerin kesişme noktalarında bulunurdu. Tuvalete giriş için küçük bir ücret ödenirdi. Erkek ve kadın bölümleri ayrıydı. Oturma yerlerinde birçok kişi yan yana olabilirdi. Bu samimiyetten dolayı da tuvaletlerde çok sık yemek davetleri yapılırdı. Bir sopanın ucuna tutturulmuş süngerler, tuvalet kağıdı yerine geçerdi. Bu süngerler, zeminde oturma yerlerinin önünden geçerek odayı dolaşan küçük bir kanaldan akan suda yıkanırdı. Kimi yerlerde sünger yerine tek kullanımlık yosunlar da kullanılırdı.
Latrina’nın yanındaki binanın çok net olmasa da Aşk Evi olduğu düşünülüyor. 3 katlı binanın zemini mozaiklerle, duvarları fresklerle süslüymüş. Alt katın karşılama salonu olduğu, üst katlarda iç avluya bakan odaların da çiftlere ayrıldığı varsayılıyor. Aşk Evi ve Celcius Kütüphanesi arasından da Mermer Cadde başlardı. Aşk Evi’nin, Kuretler Caddesi tarafında tam karşısına gelen Anıtsal Mezar da Kleopatra’nın kız kardeşi Oktagon için yapılmıştı.
M.S. 115 – 117 yılları arasında Efes Valisi Celcius için oğlu tarafından inşa edilmiş olan Celcius Kütüphanesi, Efes’in en görkemli yapıtlarından bir tanesidir. 2 katlı kütüphanenin yüksekliği 10 metre, genişliği 16 metreydi. Kütüphane, M.S. 262 yılındaki yangında ağır hasar görmüşse de sonrasında restore edilmişti. Rulo biçiminde saklanan kitaplar, önceleri papirüsten, sonraları da parşömenden yapılmış kağıtlara yazılmıştı. Kitap ruloları, kayalara oyulmuş nişlerde saklanıyordu. M.S. IV. yüzyılda girişteki platformun üzerine bir havuz eklenerek anıtsal çeşmeye dönüştürülmüştü. Bu havuzun korkuluklarını süsleyen kabartmaların bazı bölümleri ve ön cephedeki heykellerin orijinalleri Viyana’daki Ephesos Museum’da sergileniyor. Bu heykeller Sophia / Bilgelik, Arete / Cinsellik, Ennoia / İyi Mizaç, Episete / Kültür sembolleriydi. Son yıllarda Celcius Kütüphanesi’nin dış cephe duvarının restorasyonu tamamlanarak eski görkemine kavuşturulmuştur. Kütüphanenin arkasındaki sırtta Karadeniz kökenli bir tanrı olmasına karşın kişiliğinde Mısır tanrıları İsis + Apis + Amon + Ra ‘nın birleştirildiği Serapis Tapınağı vardır. Serapis de, Asklepios gibi sağlık tanrısı olup, tüccarların, denizcilerin ve büyücülerin kurtarıcı tanrısı olarak kabul edilir.
Celcius Kütüphanesi’nin hemen yanındaki anıtsal kapıdan geçerek Aşağı Agora’ya girebilirsiniz. Mazeus Mithridates Kapısı İmparator Augustus döneminde inşa edilmiş. Aşağı Agora’yı bugünkü büyük alışveriş merkezleriyle karşılaştırabilirsiniz. Kare planlı agorayı çevreleyen mağazalarda kadınlar alışveriş yaparken, erkekler arkadaşlarıyla sohbet edip oyun oynuyorlardı. Aşağı Agora’nın hemen yanındaki Arkadien Bulvarı şehrin limanına kadar uzanıyordu. 600 metre uzunluğunda ve 11 metre genişliğindeki bu caddenin iki yanında dükkanlar vardı. Caddenin hemen hemen ortasına denk gelen diğerlerinden yüksek 4 sütunun üzerinde de 4 İncil yazarı havarinin heykelleri bulunuyordu. Bu caddede bulunan kandil kalıntıları bizlere caddenin geceleri de aydınlatıldığını ve ticaretin ara vermeden sürdüğünü düşündürüyor. İlk sikkenin basıldığı yerin Anadolu ve Likya, ilk Yunan paralarından birinin Efes parası olduğunu unutmazsak Anadolu topraklarının ticari önemini daha iyi anlayabiliriz. Efes şehri, ilk parasının üzerindeki arı resmine hep sadık kalmıştır.
Mermer Cadde’nin Arcadien Bulvarı’yla kesiştiği yerde Efes tiyatrosu bulunur. M.S. II. yüzyıla tarihlenen tiyatro 24.000 kişi kapasitesine sahiptir. Helenistik tiyatro, Roma döneminde kemerlerle büyütülmüş. Romalılar’ın mimaride kaydettikleri en önemli gelişme, kemer konstrüksüyonunu ve kubbe yapımını çözmüş olmalarıdır. Beton benzeri bir harç kullanmışlardır. Bu harçta kum, kireç ve volkanik kül olan pozzolona vardır. Bazı karışımlarda tüf, kireçtaşı, mermer de görülür. İnşaatı yaparken mevsimlere göre ışık kaynağının en iyi geleceği açıları da hesaba katmışlardır.
Tiyatro gösterilerinde sponsor sistemi vardı. Şehrin ileri gelen zenginleri oyunların maliyetini karşılarlardı. Seyirciler tiyatroya kendi yastıklarını getirirler ve güneşe karşı tente gererlerdi. Oturma yerlerinin üzerindeki deliklere tentelerin ayaklarını geçirirlerdi. Tiyatroda kokulu fıskiyeler bulunurdu. Giriş kapısına oyun programı asılırdı. Mim gösterileri de yapılırdı. Bazı Roma tiyatroları ilerdeki dönemlerde arenaya dönüştürülecekti.
Magnesia Kapısı tarafından şehre gelirken Doğu Gymnasium’unu veya Genç Kızlar Gymnasium’unu görürsünüz. Tiyatronun önünde bir gymnasium daha vardı. Romalılar, hamam sonrasında spor alanlarına gelirlerdi. Gymnasium’da atletizm, güreş, ağırlık kaldırma yapılır ve top oyunları oynanırdı. Güreşçiler, önce vücutlarının yumuşak ve esnek olması için yağ sürerler, sonra da yağın kaymaması için vücutlarını tozla kaplarlardı. Hentbol, voleybol, rugby benzeri sporlarda farklı toplar kullanılırdı.
Efes’te görülmesi gereken bir başka önemli yer de Meryem Ana Kilisesi veya Çifte Kilise’dir. Efes’in ikinci kapısına doğru yürürken sol tarafınızda göreceğiniz bu kırmızı tuğlalı Bizans Kilisesi’ni mutlaka ziyaret edin. Meryem Ana Kilisesi’nde, 22 Haziran 431 yılında III.Ekümenik konsey toplanmış. Bu konseyde Meryem’in Theotokos yani İsa’nın annesi olduğu kabul edilerek, Nestorius lanetlenmiş. Aynı kilisede daha sonra M.S. 449 yılında bir konsey daha toplanacaktır.
Efes Antik Kenti’nden Selçuk’a doğru devam ederseniz, henüz büyük kısmı toprak altında olan Vedius Gymnasium’u veya Arena’sı sağınızda kalır. Efes’teki en ünlü gladyatör okulu Vedius ailesinin kurduğu okuldu. Efeslilerin, gladyatör dövüşlerini Etrüsklerden aldıkları söylenir. M.Ö. I. yüzyıldaki cenaze törenleri, M.S. IV. yüzyıla kadarki süreçte halk eğlencelerine dönüşür. Efes’te bilinen ilk gladyatör dövüşü, M.Ö. 69 yılında General Lucullus tarafından düzenlenmiş. Bu iş sevilince de zengin aileler kendilerine gladyatör okulları kurmaya başlamışlar. Bu okullarda savaş esirleri, köleler, mahkumlar eğitilip dövüştürülmüş. Okullarda, gladyatörler önce tahta silahlarla hazırlanmışlar. Kas yapılarını güçlü olması için özel gıdalarla beslenmişler.
Gladyatörler, kimi zaman aralarında, kimi zaman kölelerle, kimi zaman da ayılarla ve aslanlarla dövüşürlerdi. Sonuç genelde ölüm olurdu. Dövüşlerin sonunda 3 kez ayakta kalan gladyatör usta sınıfına geçerdi. 5 kez ayakta kalan da özgürlüğüne kavuşurdu. Ancak gladyatörlerin pek azı okuldan ayrılırdı. Okullarda kalan eski gladyatörler, ordunun gözde subaylarını eğitirlerdi. Efes’te, 13 dövüş kazanmış bir gladyatörden konu edilir. Yılda ortalama olarak 2 dövüş organizasyonu olduğunu kabul edersek ve ortalama ömrün 35 yıl olduğunu da göz önüne alırsak bunun sık rastlanabilecek bir olay olmadığını daha iyi anlarız.
Cennet Anadolu’muzda binlerce ören yeri olduğunu unutmayalım. Bu tarihi yerlerden Efes’in bu kitapta seçilme nedeni yalnızca diğerlerinden daha çok ünlenmiş olmasıdır. Dünyada kaç ülke gördüğünüzden çok daha önemlisi üzerinizde yaşadığınız toprakların gerektiğince bilinmesi ve tanınmasıdır. En önemlisi de bu muhteşem eserlerin korunmalarıdır. Granada’ya gidip de Elhamra Sarayı’nı, Almanya’ya gidip de Neuschwanstein Şatosu’nu gezemeyen çok turist biliyorum. Paris Louvres Müzesi’ni, New York Cosmopolitan Müzesi’ni, Saint Petersburg Hermitage Müzesi’ni saatlerce beklemeden ziyaret edemezsiniz. Birkaç saatliğine Ege Bölgesi limanlarına gelen günübirlik gemilerin aynı anda Efes’e indirdiği binlerce turistin ortaya çıkardığı tahribat artık gözle görünür boyutlara gelmeye başlamıştır. Efes Ören Yeri’nin de çok geç olmadan randevuyla gezilmeye başlanması şarttır. Efes Ören Yeri, kaybedersek yerine koyamayacağımız gerçek bir hazinedir.