PERSEPOLİS
I. Darius veya Dara döneminde, Lidyalılar’a ve İskitler’e karşı seferler tamamlanmış, İonya ve Kıbrıs isyanları bastırılmış, Süveyş kanalı açılmış ve Maraton yenilgisinden sonra İran’a dönülmüş. M.Ö. 540 yılında da Aşamenid Krallığı’nın en önemli şehrinin inşasına başlanmış. Pers tabletlerinde adı Parsa olarak geçen şehre, Yunanlılar, Perslerin Şehri anlamına gelen Persepolis demişler ve şehrin adı da öyle kalmış. İnşaatı kolaylaştırabilmek için taş ocaklarına yakın bir yeri seçmişler. Sırtını yüksek dağlara verdikleri şehrin yeri için de, Kouh-e Rahmat tepesini uygun bulmuşlar. Yüzölçümü 125.000 metrekare büyüklüğe ulaşan şehrin inşaatı 185 yıl sürmüş ama tamamlanamamış. Çünkü III. Darius döneminde beliren Büyük İskender tehlikesine karşı durulamamış ve bu muhteşem şehir Makedonyalılar tarafından yakılmaktan kurtulamamış.
Antik şehre, 2 yanlı, 110 basamaklı, 6 metre genişliğinde ve 10 santimetre yüksekliğindeki merdivenlerden çıkılarak giriliyor. İnsan başlı boğaların koruduğu Milletler Kapısı’nın sütunlarından birinde yine Eski Persçe, Elamice ve Babilce olarak 3 dilde, kral Xerxes veya Serhas tarafından yazdırılmış kitabe görülüyor; Ahura Mazda her şeyi yarattı. Xerxes’i de her şeyi yönetmesi için kral yaptı.
Bundan sonra arkasındaki meydan hiç tamamlanamamış olan 18 metre yüksekliğindeki Anıtsal Kapı’ya geliniyor. Bu kapının gerisinde de 32 Sütunlu Oda ve 100 Sütunlu Saray bulunuyor. Anıtsal kapı, altın ve gümüş kalıplarla kaplıymış. Odanın tavanları da Lübnan sedir ağaçlarıyla örtülmüş. Zaten şehrin inşaatında da bölgedeki ocaklardan çıkarılan taşlar, kerpiç ve sedir ağacı kullanılıyordu.
Persepolis’in simgesi Apadana Sarayı’nı tabanını düzleştirdikleri dev bir kayaya oymuşlar. 20 metre yüksekliğindeki sütunların kullanıldığı sarayın inşaatı 40 yıl sürmüş. Yerleri halıyla kaplanan saray, dini günlerde, bayram kutlamalarında, özel kabul törenlerinde ve Now Rouz yani Yeni Yıl şenliklerinde kullanılıyormuş.
72 sütunlu Apadana Sarayı, Persepolis’in en büyük sarayıdır. Kimi sütun başlıklarını aslan kafaları tamamlıyordu. 10.000 kişi ağırlayabilen büyük salonun taşlarını I. Darius, Mısır’dan getirtmiş. Orta salon 60 x 60 metre ebatlarındadır. Bu salonun duvarları 5.5 metre kalınlığındadır. Salonun kapılarından birinin üstünde olduğu düşünülen 31 x 12 santimetre altın kaplama Tahran Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor. 1933 yılında, Doğu duvarının köşesinde üzerinde I. Darius’un sözlerinin yazılı olduğu 2 pano bulunmuş.
Apadana Sarayı’nın, Doğu girişindeki merdivenlerin iki yanındaki simetrik kabartmalar olağanüstüdür. Kabartmaların ilk sırasında bir Pers subayı elinden tuttuğu Med subayını ve arkasında ellerinde hediyeler olan Medleri krala takdim etmektedir. Persler’den sonra en önemli ulus olarak Medler’i kabul ettiklerinden bundan sonrasında da Pers ve Med subayları, önem derecelerine göre sırayla diğer ulusları krala takdim ederler. Farklı ulusların yer aldığı kabartmalarda ulusların aralarında da selvi ağacı yaprakları vardır. Susianlar yani Elamiler kabartmasında da bu süslemelerin tek dişi varlığı olan aslan görülür. Aslanın dişi olduğu da arkasındaki askerlerin kucağındaki yavrulardan anlaşılmaktadır. Persler sanatçılarının detaylara verdikleri önem akıllara zarar ölçülerdedir.
Sarayın, Doğu, Batı ve Kuzey girişlerini sütunlu bir stoa çevreler. Sarayın giriş avlusunda da 5.68 x 4.85 ebatlarında ve 2 metre yüksekliğinde, tek parça mermerden bir kazan bulunurmuş.
Apadana Sarayı’nın vadiye bakan tarafında I. Darius’un sarayı olan Tachara sarayı bulunuyor. En çok taş bu sarayda kullanılmış. Ağaç sütunlu sarayın yerleri de halılarla kaplıymış. Sarayın girişinde de mitolojik kanatlı aslan kabartması varmış. Bu sarayın karşısında ve yine ön cephede III. Artaxerxes’in sarayının kalıntıları görülebilir. Bu iki sarayın hemen arkasında kalan Xerxes’in Hadich diye adlandırılan sarayı ise 1 metre kadar yükseğe inşa edilmiş. Xerxes, Atina’yı yakan Pers imparatorudur ve Büyük İskender de Atina’nın intikamını almak için Persepolis’i ele geçirdiğinde önce Xerxes’in sarayını yıkar.
Sus, Hamedan ve Pasargade, Persler’e başkentlik yapmış 3 şehirdir. Persepolis ise hiçbir zaman başkent olmamıştır. I. Darius döneminde sigorta, posta ve kanal sistemleri yerleştirilmiş. XIX. yüzyılda Amerika’nın kuruluş yıllarında postacılığa verilen önem üzerine yapılmış filmleri düşünürseniz M.Ö. VI. yüzyılda kurulan sistemin değerini daha iyi yorumlayabilirsiniz. Kanallarla da çok değerli olan yağmur suları gerek tarımda ve gerekse içme suyu olarak değerlendiriliyordu.
Persepolis, İran tarihinde 3 konuda çok önemliydi.
1) Şehir, zenginlerin banka gibi paralarını sakladıkları merkezdi.
2) Pers ülkesinin arşiviydi. Persler, yaşadıkları her şeyi çamurdan tabletlere yazarak saklıyorlardı. Hatta İskender’in Persepolis’i yakmasına da ilginç bir pencereden bakıyorlar. Çünkü İskender’in şehri yaktığı ateşle bu kerpiçler pişip sertleşmiş ve böylece bugünlere kadar dayanarak bizlere Pers tarihiyle ilgili her detayı aydınlatmış. Tahran Arkeoloji Müzesi’nde görülen, kral ve ferengir kabartması da arşiv ve hazinenin girişindeymiş.
3) Now Rouz veya Nevruz yani Yeni Yıl kutlama törenlerinin yapıldığı şehirdi.
Arşiv ve Hazine dairesinin yani 100 Sütunlu Saray’ın girişinde de muhteşem bir kabartma görürsünüz. Bu kabartmada Pers ve Med askerleri tamamen simetrik ve karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Ortalarında ve biraz üstlerinde Kral ve onun karşısında da ferengir yani tarihçi görülür. Kralın arkasında da korumasından sorumlu özel askerleri yani Ölümsüzler vardır. İnsanlar tahtı omuzlarında taşıdıkları için, kabartmada taht yerden hafifçe yüksekte oyulmuştur. Zaten her kabartmada Perslerin bu inanılmaz detay çalışmaları göze çarpar. Yine Pers subaylarının yüzlerindeki tebessüm müthiş bir detay çalışmasıdır. En alt sıradaki 12 yapraklı çiçek motifiyle de kabartma tamamlanır.
Persepolis kabartmalarında sıkça görülen bir sahne de boğayı itekleyen aslan kabartmasıdır. Yıldızlara dayanılarak yapılan açıklamaya göre Aslan yılı, Boğa yılını itekleyerek yeni seneye girişi hızlandırmaya çalışmaktadır.
Xerxes’in haremi restore edilerek müzeye çevrilmiş küçük bir müzedir ama, bu küçük müzede çok ilginç parçalar da sergilenmektedir.
Persepolis’in sırtını dayadığı dağın eteklerinde, Naqsh-i Rüstam’da yer kalmadığı için hazırlanmış mezar odaları görülür. Ancak bu mezarların içinde bir şey bulunamadığı için aslında çok net bilgi de verilemiyor. Bu mezar odalarından birinin II. Artaxerxes, diğerinin de III. Artaxerxes veya III. Darius için hazırlanmış olabileceği düşünülüyor. Persepolis’in düşmesinden sonra III. Darius çok yakın subaylarıyla beraber kaçmayı başarır. Ama bu subaylarından biri olan Besius, III. Darius’un kafasını keserek Büyük İskender’e getirir. Ödüllendirilmeyi bekleyen Besius’un kafasını da böyle bir ihaneti hoş görmeyen Büyük İskender kestirecektir.
Mezar odalarının arkalarındaki dağda da yağmur sularının toplandığı 34 metre derinliğinde sarnıçlar ve suyu şehre dağıtan kanal sistemlerinin başladığı nokta görülebilir.