AYIN BİLGİSİ
Ayın Bilgisi Başlığı :
1
2010 Eylül - NEMRUT DAĞI
2
2010 Ağustos - COLOSSEUM
3
2010 Temmuz - SİMGELER TAPINAĞI AYASOFYA
4
2010 Haziran - LİMA
5
2010 Mayıs - ÖDEMİŞ’TEN BİRGİ’YE
6
2010 Nisan - AMASRA
7
2010 Mart - BİR BAŞKADIR TİTİCACA’DA KUTLAMALAR
8
2010 Şubat - YENİ YILDA SEVGİ ÜZERİNE ARKADAŞIMIZ ZİCO
9
2010 Ocak - TAJ MAHAL
10
2009 Aralık - MYRA ve SAINT NICOLAS
11
2009 Kasım - GÜVERCİNLERİN ARDINDAN
12
2009 Ekim - SİNOP ve KASTAMONU
13
2009 Eylül - DATÇA YARIMADASI ve MİLAS
14
2009 Ağustos - TİKAL
15
2009 Temmuz - YANARDAĞLAR PÜSKÜRÜRKEN GUATEMALA
16
2009 Haziran - SAPPHO’DAN BARBAROS HAYRETTİN’E
17
2009 Mayıs - OİNONE’DEN SARIKIZ’A KAZDAĞLARI
18
2009 Nisan - PRİAMOS’DAN BUGÜNE
19
2009 Mart - PERSEPOLİS
20
2009 Şubat - EFES
21
2009 Ocak - BAFA GÖLÜ AŞIKLARI
2009 Eylül - DATÇA YARIMADASI ve MİLAS



DATÇA YARIMADASI


 


 


Tanrı yarattığı kulunun uzun ömürlü olmasını isterse Datça Yarımadası’na bırakır.


                                                                                                                STRABON


 


 


Datça Yarımadası,  Ovabükü, Kızılbük, Hayıtbükü, Palamutbükü olmak üzere seksene yakın bükün yani koyun, Kumluk, Taşlık, Azmakbaşı, Şifalı Göl, Azganlı Koyu, Saklıköy, Gebeköy gibi çok sayıda plajın,  Gebekum fosil kumulu gibi 6.000.000 yıllık bir doğa mucizesinin, Emecik, Yazıköy, Yakaköy, Eski Datça gibi çok sayıda köyün, Domuz çukuru gibi bir doğa harikasının da  ev sahibidir. Datça’da insan, uzun ömürlü olmayı değil, ölümsüzlüğü diler.


 


Datça’ya gelmeden yaklaşık 4  kilometre önce Perili Köşk tabelasını takip ederseniz, bir yanınızda Gökova’nın, diğer yanınızda Datça Körfezi’nin doyumsuz manzaraları eşliğinde dünya güzel Gebekum plajlarına kadar gidebilirsiniz. Gebekum’un denizi muhteşem,  kumları eşsizdir. Bu kumlar  dünyanın bütün araştırmacılarını buraya çekecek kadar eşsizdir. Çünkü temiz sularda yaşayabilen bir mikrorganizma türü, burada kumları yiyip tekrar kum üretiyor. Yani burada tabiatın kaybedilirse yenilenemeyecek malzemesi ortaya müthiş bir olay çıkartıyor. Tüm dünyanın ilgisini buraya çeken bu kumları,  uzun zaman inşaat malzemesi olarak kullanmışız ama, neyse ki artık Gebekum’un bu altın malzemesinin kullanımı yasaklanmış durumda.    


 


Datça Yarımdası’nın burnundaki Knidos antik kenti, bulunduğu yerden yüzyıllardır Ege Denizi’nin Akdeniz’le karışmasına tanıklık ediyor.  Knidos kenti  ilk olarak M.Ö. 12. yüzyılda Dorlar tarafından kurulmuş. Bu  dönemde  Rodos, Halikarnassos, Kos, Lindos gibi şehirlerde yaşayan Dorlar, Knidos’ta toplanarak şenlikler düzenlerlermiş. Bugünlerde de, bu şenliklerin düzenlendiği Balıkaşıran ve Kayıkaşıran koylarının arasından geçenlerin uzun ömürlü ve sağlıklı olacaklarına inanılmaya devam ediliyor. 


 


Datça Yarımadası’nın en dar yeri Knidos’tur. Hisarönü tarafında Balıkaşıran, Gökova tarafında da Kayıkaşıran koyları bulunur. Antik dönemde Knidoslular, Persler’e karşı şehri koruyabilmek için koyların arasını kazıp, yarımadayı adaya dönüştürmek istemişler. Ancak, 900  metre uzunluğundaki kıstağı kazarlarken çok sayıda işçi hastalanınca, Delphes’deki Apollon bilicisine danışmaya karar vermişler. Kahinlerin, ‘’ kazmanız gerekmez, çünkü isteseydi Zeus burayı ada olarak yapardı ‘’ yanıtından sonra, Knidoslular da çalışmayı bırakıp, Harpagos komutasındaki Persler’e teslim olmuşlar.


 


 


TEKİRBURNU  veya  KNİDOS ve AFRODİT


 


Knidoslular, Tanrı Apollon’a değil, İyi Seyirler Tanrıçası adını verdikleri Afrodit’e tapıyorlardı. M.Ö. 4. yüzyılda, ünlü heykeltıraş Atinalı Praksiteles’in yaptığı Afrodit heykelinin ünü dünyayı sarmıştı. Dünyanın hemen her köşesinden insanlar sadece bu heykeli görebilmek için Knidos’a geliyorlardı. Bu insanların arasında Caesar gibi liderler ve Cicero gibi devlet adamları bile vardı.


 


Traji komik bir hikaye olarak da ziyaretçilerden çocuk denecek kadar genç birinin, nasıl olduysa heykelin yanına yalnız başına girmeyi başararak heykele tecavüz etmesi olmuş. Knidoslular  çocuğu biraz hırpalamışlar ama,  başka da bir ceza vermemişler. Ne var ki tanrıçayı temizlemek için de güzelce yıkamışlar yani bir bakıma boy abdesti aldırmışlar.


( Hey Koca Yurt - Halikarnas Balıkçısı )


 


Gelelim heykelin yapılış hikayesine. Atina’nın çok yakınında, deniz kenarındaki  Eleusis şehrinin aynı isimli tarikatının müritleri, dini törenlerin  bir anında kendilerini çırılçıplak denize atarlarmış. Günlerin birinde müritler denize atlarken, yontucu Praksiteles ve ressam Apelles de onları seyrediyorlarmış. Ressam Apelles, bugün İzmir’le Özdere arasında kalan Kolofon kentindendi. Ne yazık ki eserlerini renkli balmumundan yapan Apelles’in hiçbir eseri günümüze ulaşamamıştır. O gün denize atlayanlar arasında olan müritlerden Apollon rahibesi Phyrne’nin güzelliği sanatçıları çok etkilemiş. Aslında hiç çırılçıplak denize girmeyen Phyrne’nin o gün soyunmuş olması da ilginç bir tesadüften başka bir şey değildir. Phyrne, öylesine güzelmiş ki, sonraki günlerden birinde adı bir cinayete karışınca çıkarıldığı hakimin huzurunda, savunmasını yapan avukatı, rahibenin elbisesini indirip göğüslerini hakime göstererek, ‘’bu güzelliği nasıl öldürebilirsiniz ‘’ diye  bağırmış.     


 


Rahibenin güzelliğinden başları dönmüş olan Praksiteles ve Apelles, tasarladıkları Afrodit çalışmaları için Phyrne’ye modellik teklif etmişler. Genç kızın kabul etmesiyle de Praksiteles ünlü ‘’Knidos Afroditi ‘’ i ve Apelles de denizden çıkmakta olan  ‘’ Afrodit Anadiomen ‘’ için çalışmaya başlamışlar.


 


Aslında Knidos Afrodit’i için çok değişik  hikayeler  vardır. Bazı kaynaklara göre, Praksiteles, biri çıplak, diğeri giyinik iki heykel yapıp, çıplağını Koslular’a, giyiniğini de Knidoslular’a satmayı planlamış. Ancak, yarattığı heykele aşık olan Praksiteles, heykeli satmaya kıyamayıp Knidoslular’a hediye etmiş. Acaba Praksiteles kime aşık olmuştu ? Rahibeye mi ? Yoksa yarattığı heykele mi ? Ne dersiniz ?


 


Çıplak heykelde Afrodit, aşağıya doğru uzanan ellerinden biriyle mahrem yerini kapatırken, diğeriyle bir havlu tutmaktadır. Bu duruşuyla tanrıçanın, denizden veya banyodan çıkan bir kadını canlandırdığı düşünülür. M.Ö. 4. yüzyılda heykel sanatının doruğunu zorlayan Praxiteles’in Knidos Afrodit’i aynı zamanda Antik Çağ’ın ilk çıplak kadın yontusudur. Halikarnas Balıkçısı’na göre,  Knidos Afrodit’i gövde estetiği bakımından, Milos Venüsü’ne de, diğer Afrodit heykellerine de üstündür. Ancak Atina geleneklerinden kurtulamayan tanrıçanın başı, diğer tanrıça başlarından farklı değildir.


 


Praksiteles’in çıplak Knidos Afrodit’ini şehrin yüksek tepelerinden birine diktiği kesindir. Heykel, şehre öylesine yakışmış ki, sonrasında Knidoslular evlenecek çiftleri Tanrıça’ya getirmeye başlamışlar.


 


Apelles’in eserini, Roma İmparatoru Augustus satın alır.  Bizans İmparatoru Theodosius döneminde Knidos Afroditi, Konstantinopolis’teki Tekfur Sarayı’na taşınır. Heykelin buradan sonraki akibeti  net olarak bilinmez. M.S. 475 yılındaki yangında kaybolduğu söylentisi vardır. Bu muhteşem heykelin Roma devrinde yapılmış kopyalarından biri Paris Louvres Müzesi’nde, diğeri de Roma’da Vatikan Müzesi’ndedir. Kısacası çıplak Afrodit heykelinin aslı kayıptır. Ama bütün bu hikayelerin içinde en güzel olanı, Praksiteles ve çıplak Afrodit için herkesin diğerine anlattığı hikayedir.


 


Knidos Ören Yeri’nin girişinde, 5.000 kişilik Helenistik tiyatro sağ tarafınızda kalır. Şehrin ikinci tiyatrosunda kazı çalışmaları sürüyor. Tiyatronun ilersinde de Kutsal Stoa yani Kutsal Yol ve Dionysos Tapınağı vardır. Biraz ilerde de Apollon Tapınağı ve Sunağı görülebilir. Alt yapısı gri mermerden inşa edilmiş olan tapınak, Zenodotos ve Antiocheialı Theon’un eseridir. Sunağın etrafı kabartmalı mermer bir frizle süslüdür. M.Ö. 2. yüzyıla tarihlenen tapınağın teras duvarındaki basamaklar seyircilere ayrılmıştır. Tapınağın kuzeyinde de bir su kaynağı bulunurmuş.


 


Apollon Tapınağı’nın hemen arkasındaki sırtta Tholos veya Yuvarlak Tapınak terası görülür. Temelleri ve podyumu gri mermerden, üst katları yumuşak poros taşından inşa edilmiş olan tapınak Korint başlıklı sütunlarla çevriliymiş. Doğu ve batı yönündeki küçük yapıların hazine daireleri oldukları sanılıyor. En doğudaki uzun binanın da ziyafetler ve törenlerde kullanıldığı tahmin ediliyor. Son yıllarda, dillere destan Afrodit heykelinin de buradaki podyumdan Askeri Liman’a ve Ege Denizi’ne baktığı görüşü öne çıkıyor.


 


Knidos’ta Güneş Saati, merkezden dik çıkan çubukların taşa düşen gölgesiyle saati gösterirmiş. Şehrin surlarının büyük bölümü M.Ö. 4. yüzyılda Karya Satrabı Mausolos döneminde inşa edilmiş.


 


Strabon, Knidos’u önündeki küçük adaya mendirekle bağlanan çifte şehir olarak tanımlamış. Şehrin bir bölümü de ızgara planlıdır. M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren çok zenginleşen Knidos, M.Ö. 4. yüzyılda dünyanın en önemli sanat ve tıp merkezlerinden birine dönüşmüş. Antik çağın 7 Harikası’ndan biri olan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos da Knidoslu’dur. M.Ö. 330 – 30 yılları arasındaki Roma egemenlik yıllarında Knidos, vergiden muaf tutulmuş.


 


Knidos’ta kazılar sürüyor. Ama daha yapılacak çok şey var. Varsın uzun sürsün. Ege Denizi’ne ve Akdeniz’e aynı anda bakan tarih ve doğa, başka nerede var ki…


 


 


ESKİ DATÇA ve DATÇA


 


Ne harika yer burası


Nereden buldun bu Datça’yı


Elimle koymuş gibi buldum


 


                      CAN YÜCEL


 


Eski Datça, Datça merkezine 3  kilometre uzaklıktadır. Datça’nın sembolü büyük şairimiz Can Yücel’in evi de Eski Datça’dadır. Eski Datça, yarımadanın en güzel köşelerinden biridir. Can Yücel sokağındaki Can Yücel’in evinin bahçesindeki mermer Cantaşı  üzerindeki şiiri okumadan geçmeyin. Bu küçük köydeki eski evlerin hepsi birbirinden güzel restorasyon görmüş. Bu evler o kadar güzeller ki, insanın içinden emekli olup burada yaşamak geçiyor. Datça’nın ilk yerleşim yerlerinden olan Reşadiye Mahallesi’nde, otele dönüştürülmüş olan Mehmet Ali Ağa Konağı da 200 yıllık bir tarihi yaşatmaya devam ediyor.


 


Mehmet Ali Ağa Konağı – Tel. 0.252.712.92.57 


 


Datça’da, Eski Datçalılar’ın aralarında Dat dili konuştukları söylenir. Buradaki köylerde insanlar, kendi aralarında Rumca’dan kalan çok sayıda sözcükle ve farklı şivelerle anlaşırlar. Yaşlı iki Datçalı birbirleriyle konuşurken söylenenlerden pek bir şey anlamazsınız. Şehrin adı da, durağan anlamına gelen Stadia kelimesinden türemiştir. Stadia, zamanın içinde önce Dadya, sonra Datça olmuş.


 


Cumartesi günleri kurulan Datça pazarı kaçırılmamalıdır. Yunanlılar, Simi Adası’ndan Datça’ya haftalık alışverişlerini yapmak için geliyorlar. Datça bademi, dünyanın en iyi bademi olarak sayılıyor. Akbadem ve Nurlubadem olarak yetişen bu bademin ince kabuklu olanı tercih ediliyor. Eylül ayında badem satıcıları yollara dökülüyor. Bölgede yaz ve kış mevsimleri arasında ısı farkı az olduğundan ve yaz aylarında kuzeyden esen meltemin de sıcağı ve nemi yok etmesiyle bademin lezzeti artıyormuş. Datça’nın üzümü ve özellikle de pembe üzümü enfestir. Harnup olarak bilinen keçiboynuzu, çay gibi içilen narpız ve hurma da muhteşemdir. Keçiboynuzu pekmezi birçok derde devadır. Datça balının kalitesi de, rahatlıkla Doğu Anadolu’nun bal kalitesiyle rekabet eder. Bölgede sülükdikeni olarak bilinen kapari de bolca bulunur.


 


Datça’nın merkezinde yan yana sıralanan restoranlar masalarını güneş batışından sonra kumun üzerine ve denizin neredeyse içine kurarlar. Balık çorbası, kalamar tava, güveçte midye, deniz ürünlü pilav, midye köftesi, ahtapot ızgara gibi  spesiyalitelerin yanında bir tür iri papatyanın saplarından yapılan dallampa salatası, bölgede tilkişen otu olarak bilinen kuşkonmaz başta olmak üzere özgün yemekler de yiyebilirsiniz.


 


Datça’nın en özel yemeği ise, ilk yağmurdan sonra toplanıp kaynatılarak kabuklarından ayrılmış ve zeytinyağı, limonla yenilen sümüklüböcek veya karavilladır. Ege Denizi’nin Peygamber balığı, sırtındaki dikenlere dikkat etmek şartıyla sokan balığı veya iskorpit de ucuz ve çok lezzetli balıklardır. Trança, çipura ve orfoz da, Ege Denizi’nin diğer çok bilinen balıklarıdır.


 


Egeli balıkçılar, genç orfozları tutanları sevmezler. Çünkü orfoz balığı, hayatının ilk 8 yılını aseksüel yani cinsiyeti belirsiz olarak geçirdikten sonra dişiye dönüşür. 10 yıl dişi olarak yaşayan balık sonra da erkek olur. Kısacası balığın verimli dönemi, 8 - 18 yaş arasındadır. Bundan genç tutulan orfozlar, ülkemiz için telafisi mümkün olmayan bir servet kaybıdır.


 


Datça Yarımadası’nda benim en sevdiğim yer Palamutbükü’dür. Palamutbükü’nde sanki havada yalnız oksijen vardır. Sahil taşlıdır ama deniz pırıl pırıldır. Üstelik yılda birkaç hafta hariç burada fırtına da olmaz. Palamutbükü’nün doğasever insanları sahildeki endemik kum zambaklarını koruyorlar. Pansiyonlar, moteller sade, basit ve ucuzdur. Ben bu pansiyonlardan en çok Kumburnu Pansiyonu severim.  www.kumburnu.com


 


MİLAS


 


 


Söke, Bodrum, Muğla üçgeninin içinde bulunan Milas, 15.000.000 zeytin ağacıyla ülkemizin en çok zeytin ağacına sahip ilçesidir. Bölgenin ilk olgunlaşan  zeytinlerinden, turunç veya limon suyunda terbiye edilerek yapılan yağlı Çekişke zeytini çok lezzetlidir.


 


Milas ilçesinin bir başka ilginç özelliği de sınırları içinde  5 belde, 114 köy, 120 civarı muhtarlık  ve 27  Antik Kent olmasıdır. Şehrin antik ismi Mylasa, Mylassos adlı kahramandan gelir. Mylasa’da baştanrı Zeus’a Zeus Osogoa, Zeus Labrandos ve Zeus Karios olarak 3 farklı isimde tapınılırdı. 


 


Ahşap Milas evlerinin bulunduğu eski şehir merkezi ızgara planlıdır. Ulu Camii, 1367 yılında Menteşe Beyi Ahmet Gazi tarafından, Firuz Bey Camii de 1394 yılında Menteşe Beyliği Valisi Firuz Bey tarafından yaptırılmıştır. Çöllüoğlu Hanı’nın hemen altındaki arastada terziler, tenekeciler, kunduracılar, ciğerciler, köfteciler bulunur. Milas’ın köftesi biraz yağlıdır ama, çok lezzetlidir. Sakızlı dondurma da mutlaka tadılmalıdır.


 


Milas’ın en önemli anıtı olan Gümüşkesen Mezar Anıtı, Antik Çağ’ın 7 Harikası’ndan biri olan Halikarnas Mozolesi’nin 1/10 boyutlarındadır. Bu mezar anıtı, ülkemizde, Antikçağ’ın bütün elemanlarıyla ayakta kalmış tek mezar anıtıdır. Labranda Antik Kenti’ne giden yolun başlangıcında da Baltalı Kapı bulunur.


 


Atatürk Bulvarı’nın üzerindeki yan yana 3 ev, 1930 yılında Rodos’tan getirilen mimarlar tarafından yapılmıştır ve farklı güzellikleriyle hemen dikkat çekerler. Milas’ın mermeri ve sarı renkli evleri de ünlüdür. Milaslılar, evlerinin dışını beyaz, içini de beyaz veya çivit mavisine boyarken, çok yakın tarihlere kadar Milas’ta yaşayan Yahudi vatandaşlarımız evlerinin dışında  sarı rengi tercih etmişler. Az  sayıda Yahudi vatandaşın, evleri için  seçtiği renk kırmızı olmuş. Evlerin alt kısmına  siyah bir kuşak çekildiği de  olurmuş. Eski Milas merkezindeki evlerin büyük bir bölümü 19. yüzyıldan kalmadır.  


 


Ülkemiz kültür balıkçılığının % 90’ı Milas ilçesi sınırları içindeki kıyılarda yapılmaktadır. Bu balık çiftlikleri, eğer çevre temizlik kurallarına gerektiği gibi uyum sağlayabilselerdi  ülkemiz için önemli bir dışsatım kaynağı oluşturabilirlerdi.  


 


Salı günleri kurulan Milas pazarında birbirinden ilginç otlar, organik sebze ve meyve bulabilirsiniz. Milas halıları da safran sarısı, ceviz yeşili ve kahve rengi tonları ve geometrik desenleriyle her eve uygun halılardır.  


 


 


EUROMOS


 


Söke yolundan Milas’a gelirken , Kapıkırı sapağını geçtikten sonra Bafa Gölü’nden uzaklaşırsınız. Milas’a 12  kilometre kala  da sol tarafınızda tarihi M.Ö. 6.  yüzyıla kadar çıkan Euromos şehri sapağını görürsünüz. Büyük İskender tarafından işgal edilmiş olan şehir, M.Ö. 188 yılında imzalanan Apameia Barışı’yla özgürlüğüne kavuşmuştur. Sonrasında Mylasa’yla birleşen şehrin, Roma döneminde önemi çok artmıştır.


 


Euromos Ören Yeri’nin ayakta kalmış en önemli kalıntısı  Zeus Labrayndios’a yani Baltalı Zeus’a adanmış olan tapınaktır. Hadrian döneminde, M.S. 117 – 138 yılları arasında Kızılbayır denilen tepenin eteğinde inşa edilmiş olan tapınağın sütunlarının bir bölümü ayaktadır. Sütunlarının sağlam ve ayakta olmasından dolayı halk arasında buraya Ayaklı adı verilmiştir. Tapınağın hemen arka tarafında şehrin surlarından kalanlar ve tiyatronun zamana direnen birkaç oturma sırası da görülebilir.


 


Euromos Tapınağı, Anadolu’da  en iyi durumda olan mabetlerden  biridir. Hadrien zamanında inşaatına başlanan tapınak hiç tamamlanamamıştır. 14.40 eninde, 26.80 uzunluğundaki tapınağın etrafı Korint nizamında, 6 x 11 sütunla çevriliymiş. Bu sütunlardan 16 tanesi hala ayaktadır.  


 


 


ÇOMAKDAĞ


 


İzmir, Söke yolundan Milas’a gelirken Köşk köyünü geçince solunuzda Çomakdağ sapağını görürsünüz. Köyün ismi,  Batı Toroslar’ın kolu olan Beşparmak Dağları’nın halk arasında Çomakdağlar olarak telaffuz edilmesiyle yerleşmiş.


 


Çomakdağ, yöredeki kayalardan kesilmiş taşlardan yapılmış evleriyle ünlüdür. Bir zamanlar bir ailede bir erkek çocuk dünyaya geldiğinde, ailesi hemen  onun evini yapmaya başlarmış. Bir ev için ortalama 1.200 – 1.400 arası taş blok kullanılıyormuş. Evlerin bacalarında gözünüze  çarpacak olan yarım ay veya kartal başlı figürler de ilginçtir.


 


Maalesef eski evler burada da hızla azalıyor. Taş ustaları yaşlanıyor, genç ustalar daha iyi şartlar buldukları turistik beldelere taşınıyorlar. Bir zamanlar düğünlere davetlerin Belediye hoparlöründen yapıldığı, düğünleriyle, düğünlerdeki yağlı güreşleriyle, dansözleriyle ünlü Çomakdağ veya Kızılağaç köyü de kendisini zamanın acımasız değişimine karşı koruyamıyor.


 


Çomakdağ’da eskiye göre azalsa da hala eski örf ve adetlere uygun düğün törenleri düzenleniyor. Burada düğünler 4 gün sürüyor. İlk gün, köylüler toplanıp davul zurna eşliğinde eğlendikten sonra dibekte buğday dövüyorlar. Sonrasında atış yarışması yapılıp kazanana hedefin büyüklüğüyle orantılı olarak oğlak hediye veriliyor. İkinci gün, köyün kadınları komşu köylerden gelen misafirleri de alarak aralarında eğleniyorlar. Üçüncü gün, gelin evinden alınıyor. Dördüncü gün, kız tarafı erkek tarafının evinde duvak günü düzenliyor. Erkek tarafı 35 tane çeyrek altından yapılmış ‘’ Tura ‘’ denilen altın başlığı takarak kızı alıyor.    


 


 


LABRANDA - LABRAYNDA


 


Milas’dan Bodrum yoluna çıkmadan önce solunuzda Labranda yolunu göreceksiniz. Karayolu iyi değil ama, bu ören yeri de mutlaka görülmelidir.


 


Labranda şehri adını, Zeus’un da sembolü olan Amazonlar’ın çift yönlü savaş baltası Labrys’den alır. Denizden 700  metre yüksekte bulunan şehir, Milas’ın 14  kilometre kuzeyindeki   Kocayayla denilen bölgede bulunur. Tanrı Zeus’a adanmış olan bu kutsal alan, M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren, yaz aylarında kaçılacak serin yayla alanı olarak değerlendirilmiştir.


 


M.Ö. 497 yılında Pers ordusuna yenilen Labrandalılar, M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren  bölgenin Pers satrapları Mausolos ve İdireus dönemlerinde çok parlak günler yaşamışlar. Büyük İskender’in zaferleriyle  Pers egemenliği sona ermiş. Büyük İskender’in ölümünden sonra da şehir bağımsızlığına kavuşmuş.  Labranda, Antik Çağ’da bir kült merkezine dönüşmüş. Bu dönemde Labranda, Mylasa veya Milas’a 14  kilometre uzunluğunda ve 8  metre genişliğinde bir yolla bağlıymış.


 


Labranda’da, Zeus Labrandonlar Tapınağı, Andronlar veya ziyafet alanları, rahip evleri, hamamlar, stadyum, dini yıkanma yerleri, surlar, mezarlar ve kutsal yolun bir bölümü görülebiliyor. Hafif bir eğimle dağa yapışmış gibi duran şehrin biraz yukarısındaki gözetleme taşının üzerine çıkarsanız, Antik Kenti’n tamamını görebilirsiniz.


 


Mika ve alibit madenleri açısından çok zengin olan bölgenin içme suyu kaynağı da çok zengindir. Bir zamanlar ayı ve kaplan yaşayan dağlarda ne yazık ki nedensiz avlanmayla  bu canlıları da kurutmuşuz. 


 


Bafa Gölü kıyıları, Heraklia, Beşparmak Dağları, Euromos, İasos, Labranda, Mylasa, Stratonikeia, Lagina, kısacası  kıymetini bilebilsek  mekanı cennet olsun Halikarnas Balıkçısı’nın deyişiyle HEY KOCA YURT.     


 


 


STRATONİKEİA


 


Milas’tan Muğla’ya doğru devam ederseniz, Yatağan ilçesine gelmeden 7  kilometre önce sol tarafınızda Stratonikeia şehrinin girişini görürsünüz. Söylenceye göre Suriye Kralı Seleukos Nikator, karısı ölünce Stratonikeia isimli, güzelliği dillere bir genç kızı kendisine eş olarak almış. Ancak ne acı tesadüftür ki genç kız, bu evlilikten önce Seleukos Nikator’un oğlu Antiochos’la aşk yaşıyormuş. Düğünün ardından Antiochos hastalanmış ve hekimler hastalığa çare bulamamışlar. O sırada Karya’da bulunan devrin ünlü hekimi Mısırlı Herostratos saraya davet edilmiş ancak, o da Antiochos’un derdine çare bulamamış. Günlerden bir gün Antiochos’u ziyarete gelen Stratonikeia ile genç prens arasındaki ilişkiyi Herostratos anlamış. Krala, oğluyla karısı arasındaki ümitsiz ilişkiyi anlatınca, oğlunu çok seven kral da karısının oğluyla evlenmesine razı olmuş. Hatta oğlu lehine tahttan bile vazgeçmiş.


 


Strabon’a göre  Stratonikeia,  M.Ö. 281 – 261 yılları arasında Seleukos Nikator tarafından kurulmuş ve daha sonra da Rodos krallığına hediye edilmiş. M.Ö. 167 yılından sonra bağımsızlığını kazanan şehir kendi adına sikke bastırmaya başlamış. Yine Strabon’a göre çok güzel bir şehre dönüşen Stratonikeia, M.S. 253 – 268 arasında hüküm süren Gallinus devrine kadar bağımsız kalmış. M.Ö. 88 ‘de  Mithridates’in, M.Ö. 40 ‘da Partlar’ın egemenliğine geçen şehir, yıllarca bölgenin dini ve askeri üssü olmuş.


 


3.000’den fazla eserin bulunduğu  kazılarda tiyatro, spor alanları, gladyatör okulları, heykel atölyeleri, tapınaklar ve sunaklar gün ışığına çıkarılmış. 10.000 kişilik tiyatronun altında bir tapınak daha olduğu düşünülüyor. Augustus döneminde yenilenen tiyatronun tek bir diazoması ( oturma yerlerini ayıran geçiş yolu ) vardır. Bouleterion’un kuzeye bakan yüzünde Diocletianus’un Latince fiyat listesi yazılmış.


 


Şehrin akropolü bugünkü köyün güneyindedir. Akropolün çevresini çok ince bir taş işçiliğine sahip sur duvarıyla çevriliymiş. Stratonikeia’dan Lagina antik şehrine kadar uzanan 6 kilometrelik kutsal yolun başlangıcında üzerinde bir araba yarışının tasvir edildiği anıtsal kapı vardır. Antik dönemin en önemli dini merkezlerinden biri haline gelmiş olan şehirde, tanrıça Hekate’ye adanmış bir tapınak vardı.


 


Şehrin dikdörtgen planlı gymnasionun  o dönemin en büyük spor alanı olduğu kabul ediliyor. Bugünkü kazı evinin yanında da gladyatör mezarları bulunuyor. Şehrin nekropolü yani mezarlığı da Yatağan termik santralı inşa edilirken yok olmuş. Gerçi santralın yarattığı kirlilik ve titreşimlerden akropolün de ne kadar dayanacağı şüpheli ama, yine de her şeyin bugünden farklı olacağı koşulları umut etmeye devam edelim.


Adınız Soyadınız :
Email Adresiniz :
 





000047970
Web Dizayn Acm Ajans
Email Ana Sayfam Yap Email