GÜVERCİNLERİN ARDINDAN
Persler’in ‘’ Katpatuka ‘’ veya ‘’ Güzel Atlar Ülkesi ‘’ olarak adlandırdığı Kapadokya için Fransızlar, ‘’ Görmeden Ölmeyin ‘’ derler. Antik Halys veya bugünkü Kızılırmak’ın yayı içinde kalan Kapadokya bölgesini Aksaray, Kayseri, Niğde ve Kırşehir illerimiz çevreler. Erciyes, Hasan ve Melendiz volkanik dağları başta olmak üzere çok sayıda irili ufaklı volkan, binlerce yıl boyunca bu doğa harikasının toprağını oluşturmuş, yağmur, sel, kar, rüzgar ve erozyon da bu volkanik tüfü işleyerek ortaya olağanüstü bir tablo çıkarmışlardır.
Kapadokya’nın ana merkezini, köşelerine Gülşehir, Uçhisar, Avanos ve Ürgüp’ü yerleştirdiğimiz bir dikdörtgen olarak düşünebiliriz. Dünyada doğanın yarattığı harikalar listesinde mutlaka bulunması gereken Kapadokya’nın her yeri birbirine benzer, hiçbir yeri diğerine benzemez. İşte Peri Bacaları vadileri böylesine muhteşem köşelerdir. Toprağın kırmızısıyla sarısı, gökyüzünün mavisi içinde gözlerinizi dalgalandırır. Güneşin uygun düştüğü saatlere göre gezi programınızı yaparsanız büyülenmemeniz olası değildir.
Uçhisar Kalesi, Kapadokya merkezinin en yüksek noktasıdır. Kaleden, Avcılar, Göreme Vadisi, Paşabağ, Zelve ve Avanos bir tablonun detayları gibi önünüzde uzanır. Göreme Vadisi’nin 9. ve 13. yüzyıllar arasına tarihlenen kiliselerini gün sonuna doğru saatlerde gezmeye çalışın. Azize Barbara, Elmalı ve Yılanlı kiliselerini gördükten, yemekhane ve manastır olarak kullanılan kaya evlerini ziyaret ettikten sonra Unesco’nun restore ettirdiği Karanlık Kilise’ye mutlaka zaman ayırın. Çarıklı ve Tokalı kiliselerini, Avanos’a giderken de Çavuşin kilisesini görmeyi unutmayın. Kapadokya’da, her biri yılın 1 gününe ayrılmış 365 tane kilise olduğu söylenir. Kaç tanesi iyi durumda diye de hüzünlenmeyin. Ayakta kalanların değerini bilsek bile ne kadar çok iş başaracağımızı düşünerek teselli olun.
Kızıl Vadi’den Çavuşin’e, Güvercinlik’ten Uçhisar’a kadar uzanan vadilerde muhteşem yürüyüşler yapabilir veya sabahın erken saatlerinde balonla bu sıra dışı gezegene gökyüzünden bakabilirsiniz. Paşabağı’ndaki peri bacası ormanını, Ürgüp – Avanos arasındaki oturmuş deveye benzeyen kayayı, Ürgüp’ün girişindeki 3 Güzeller’i de fotoğraflamayı unutmayın. Avanos’un yakınındaki Özkonak yeraltı şehrini veya Nevşehir’den ulaşabileceğiniz Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirlerindeki yaşamı düşününce şaşkınlığınızı saklamayın. Avanos çıkışındaki Saruhan kervansarayında bir zamanlar heyecanla izlediğiniz televizyon dizisinin setini ve Ürgüp’ün girişinde de konağını görün. Avanos’ta Kızılırmak’ın çamurundan yapılan testileri, çömlekleri, bölgenin artık kaybolmaya başlayan el sanatlarından halıcılığı, kilimciliği, mermer işçiliğini tanımak için de zaman ayırın.
Bölgenin sarımsı topraklarında yetişen patates ve soğanın lezzet kattığı testi kebabını, bu volkanik tüfe özel üzümlerden yapılan şaraplarla tatlandırın. Başta kayısı, elma, kabak çekirdeği olmak üzere organik ürünlerle valizinizi doldurmayı da unutmayın. Tabii yanında da mutlaka birkaç şişe şarap.
Son senelerde çoğalmaya başlayan kayalara oyulmuş butik otellerde konaklamaya çalışın. Yine volkanik tüfün içinde genişletilmiş mekanlarda düzenlenen Türk gecelerine katılın. Yorulmadan her gördüğünüzü fotoğraflayın, her yaşadığınızı aklınıza yerleştirin. Yaşadığınız her anın tadını çıkarın. Kapadokya, dünyanın en muhteşem yerlerinden biridir.
Ankara’dan gelirken Aksaray’den hemen sonra Ihlara veya Perıstrama Vadisi’nin sapağını görürsünüz. Bu vadiye giderken geçeceğiniz Güzelyurt da bir başka doğa harikası köşedir. Ihlara Vadisi’nde kanyonun içinde, dere kenarında gezinebilir ve kiliselerdeki freskleri görebilirsiniz. Ürgüp’e 50 kilometre mesafedeki Soğanlı köyüne gitmeyi de ihmal etmeyin .
Soğanlı Vadisi’ne gitmek için yola çıkınca eski Sinasos veya bugünkü Mustafapaşa’dan geçersiniz. Erciyes Dağı solunuzda bütün heybetiyle yükselir. Yol boyunca Akdeniz Bölgesi’nden taşınan limonların, bölgede yetiştirilen patateslerin saklandığı doğal soğuk hava depolarını hayranlıkla izlersiniz.
Bir zamanlar adı, ‘’ Sona Kaldı ‘’ olan Soğanlı Vadisi’nin pitoresk manzarasını köyün girişindeki güvercinlikler tamamlar. Karabaş, Meryem Ana, Yılanlı, Saklı ve Kubbeli kiliseler vadinin tarihi zenginlikleridir. Bu kiliselerin bazılarına eşek sırtında giderek neşeli anlar da yaşanılabilir. Kiliselere ulaşabilmek için yapılmış bazı köprülerden dolayı eski muhtarlar yargılanmaktaymış. Köprü gerekliyse neden yapanlar dava edilir, değilse neden yıkılmaz pek anlaşılır gibi değildir. Ancak, kiliselerin bir zamanlar en azından kilitli olan kapıları artık açık ve korumasızdır.
Köyü çevreleyen tepelerdeki güvercinliklere dışardan değil içerden merdivenlerle çıkılırdı. Toprağın verimi için güvercin gübresi çok önemliydi ve yılın belirli zamanlarında bu merdivenlerden çıkılarak gübreler toplanırdı. Binlerce güvercinliğin içinde yaşayan bu muhteşem kuşları güçlü bir kornayla yuvalarından çıkartınca muhteşem fotoğraflar çekerdik. Güvercin yuvalarının etrafı kireçle boyanırdı. Bu yarı evcil kuşlar da hem geceleri parlayan beyaz kireç sayesinde yuvalarını bulur, hem de tırnakları kireçte kayan yırtıcılar yuvalara ulaşamazlardı. Bir zamanlar köyün önemli bir kısmı bu gübreden kazanılan paralarla yaşayabiliyordu. Eskiler, güvercin yiyenlere pek iyi gözle bakmazlar ve bu barış simgesi kuşlara kıyanlara, büyükleri tarafından alay konusu olabilecekleri cezalar verilirdi. Ancak son senelerde ne değiştiyse, yuvalarda güvercinlerin üzerine tünedikleri ağaç parçalarına kadar çalınmış. Pencereler kireçlenmedikleri için yırtıcılar yuvalara ulaşıp güvercin yavrularını ve yumurtalarını yemişler. Kısacası artık güvercin yuvaları boş. Gökyüzünü renklendiren bu muhteşem kuşlar artık yoklar. Yani köye para getiren gübreler de bitmiş.
Soğanlı Köyü, toprak ve taş kayma tehlikesine açık olduğundan köylülere afet evleri inşa edilmiş. İyi güzel de köylünün, bahçesi, koyunu, ineği, tavuğu olmadan yaşamasının ne kadar zor olduğunu acaba neden düşünmemişlerdir ? Köyün eskilerinden filatelist Fevzi ağabeyden gayrısı, hiç sevemedikleri yeni evlerine taşınmak zorunda kalmışlar.
Soğanlı Köyü’nün simgesi küçük, basit ve naif el yapımı oyuncak bebeklerdir. Köylünün, bu bebekleri satabilmesi için de geleninin gideninin olması şart ama, kiliseler çökmek üzere, güvercinler kayboldu, bundan sonra insanlar buraları acaba ziyaret edecekler mi ? İşte yanıtı en zor olan soru da budur ?
Yaklaşık 40 sene önce başlayan Kapadokya sevgim hiç azalmadı. Aradan geçen senelerin içinde ziyaretlerim, değişik nedenlerden aksadıysa da yıllar sonra döndüğümde İsmail’i, Hasan Hüseyin’i yeniden bulmak çok keyifli oldu. Yeni toplanmış cevizleri, ağaçtan topladığımız elmaları, ballı yoğurdu birlikte yedik. Demli çayları içerken eski günlerden konuştuk. Kapadokya, peri bacalarıyla, yeraltı şehirleriyle, köyleriyle, güvercinleriyle elimizdeki cennet köşelerden biridir. Değerini bilmenin, korumanın, kollamanın zamanı ne yazık ki geldi de geçiyor.