YENİ YILDA SEVGİ ÜZERİNE ARKADAŞIMIZ ZİCO
Yaklaşık 40 yıldır yollardayım. Her geçen gün de gördüğüm, gezdiğim, tanıdığım yerleri bir başka keyifle yaşıyorum. Gezginlik de zaten yaşamın bir yorumu değil midir? Hayatta önemli olan bize verilmiş olan hediye paketini doyasıya yaşamak ve değerlendirmektir. Gezilen ülkelere rakamsal olarak bakmayın. Kaç ülkeye gittiğiniz anlamsız bir yarıştır. Kimi zaman hayatınızın en büyük sürprizini defalarca gittiğiniz bir ülkede yaşarsınız. Kaç ülkeye gittiğinizden çok daha önemlisi gezginliğin hakkını vermeniz, tadını çıkarmanızdır. Uzağa gidemezseniz de sorun değil, dilerseniz gezginliğin tadını yakınlarda da çıkarabilirsiniz. Yeter ki isteyin.
Gezginin, gezenin sevdiği yerler sık değişir. Ancak, yine de birkaç ülkeyi diğerlerinden daha öne çıkartırsınız. Benim için Brezilya bu ülkelerden bir tanesidir. Yaklaşık 8.500.000 kilometrekare büyüklüğünde ve 200.000.000 insanın yaşadığı Brezilya, dünyanın en ilginç köşelerinden biridir. Dünyanın 7 Harikası’ndan bir tanesi olarak seçilmiş Corcovado ve Copacabana’yla Rio de Janeiro, herkesin gönlünde dünyanın en güzel şehirlerinden biri olarak yer almıştır. Iguaçu Şelalesi’nde akan suların altından geçerken kendinizi film setinde gibi hissedersiniz. Amazonlar’da piranhaları, alligatorları, papağanları, yunus balıklarını yaşarken dünyadaki varlığınızı yeniden değerlendirirsiniz. Salvador di Bahia ve Itaparica Adası, biblo gibi şehirlerdir. İdari başkent Brasilia çok değişik bir mimari tarza sahip yapılarıyla göze çok güzel gelir. Fortaleza ve Recife arasındaki sahildeki plajlarda nerede olduğunuzu unutursunuz. Üstüne üstlük Brezilya’da et ve balık restoranları da muhteşemdir. Eğlenceyi ve gece hayatını seviyorsanız tam yerine geldiniz. Burası Samba ve eğlence ülkesidir. Birkaç kadeh Caipirinha ile yaşamın tadı daha da tatlanır. Ancak genelde Rio de Janeiro, Iguaçu görülünce Brezilya’yı gezilmiş ülkeler arasına koyarız. İşte o noktada da yanılırız. Ben en ilginç Brezilya’mı nasıl yaşadım ? İşte öyküsü.
Önce Atlantik Okyanusu’nu aşıp Sao Paolo’ya vardım. Varış saatimde kuzeydeki Cuiaba’ya uçak kalmamıştı. Aslında Sao Paolo’da dinlenmek de çok kötü bir fikir değildi. Neticede ertesi sabah yeniden havaalanına dönüp 3 saatlik Cuiaba uçuşumu da yaptım. Artık Mato Grosso eyaletinin sınırlarındaydım. Cuiaba’yı da içinde insanların yaşadığı bir fırın olarak düşünebilirsiniz. Yani hava o kadar sıcak ve nemliydi. ( Kasım ayı )
Mato Grosso, Brezilya’da içinde 3 Ekosistemi aynı anda barındıran eyalet olarak tanımlanır. Mato Grosso’nun güneyinde Pantanal, kuzeydoğusunda Savana ve Amazon ormanlarının başlangıcı bulunur. Brezilya’nın en güzel bölgelerinden biri olarak tanımlanan Chapada dos Guimaraes’i de kapsayan bölge Cerrado olarak adlandırılmıştır. Bu bölgedeki yaklaşık 10.000 bitkinin % 44’ü endemik olarak gösteriliyor. Ayrıca 837 kuş, 161 memeli, 120 sürüngen cinsi sayılmış. Pantanal’da ise 698 kuş, 100 memeli, 177 sürüngen ve 250 balık cinsinden konu ediliyor. 140.000 kilometrekare büyüklükte olan Pantanal, Unesco tarafından Dünyanın Biosfer Rezervi ilan edilerek koruma kapsamına alınmış.
Pantanal, kuzey ve güney olarak ikiye ayrılıyor. Ulaşım genelde küçük araçlarla yapılıyor. Yani programlar kişiye özel. İki bölge arasında çok büyük farklılık yok. Pantanal’daki konaklama olanakları, 70 tane kadar 15 – 20 odalık Pousada olarak adlandırılan küçük otellerle sağlanıyor. Bu otellerde temiz yatak, güzel yemek ve doğanın içinde yaşam sunuluyor. Pousadalar’ın konumlarına göre Cuiaba Nehri’nde tekne gezileri yapabiliyor, vadilerde at sırtında dolaşıyor ve ormanlarda ağaçları, çiçekleri, bitkileri tanıyorsunuz. Pantanal’ın vahşi doğal yaşamının baş oyuncuları da çok sık görülemeyen puma, panter, vahşi kedi ile çok sık rastlanan yacareler yani siyah Amazon timsahları.
Doğadaki yaşam güçlünün ayakta kalmasına yöneliktir. Hele böylesine coğrafyalarda koşullar çok acımasızdır. Yacare caimanlar, capybara yavrularını izlerken kendi yavrularını anakondalara kaptırabilirler. Samurlar, su kuşları balıkları kovalarken, jaguarlar, geyikler, tapirler ormanın zorlu şartlarında hayatta kalmaya çabalarlar. Sabahları ararasların, tucanların, kingfisherların görüntüleri doyumsuzdur. Hele bir de macawlara rastlarsanız.
Pantanal’daki günlerimden birinde, Claro Nehri’ne yakın Pousada’dan, akşamüstü küçük teknemizle ayrıldık. 1 saatten fazla suya inen ağaçları, kuşları izleyerek gezindikten sonra nehrin ıssız bir noktasında durakladık. Tekneyi kullanan Max, ‘’ Zic, Zic, Zico, Zico ‘’ diye kıyıya seslenmeye başladı. Bu durumdan bir anlam çıkaramadım ve nedenini öğrenmek isteyince beklememi ve günün sürprizinin birazdan karşımızda olacağını söyledi. Sürprizle karşılaşmak için de fazla beklemedik. Suyun içinden dev gibi bir caiman yacare yani Zico bize doğru gelmeye başladı. Aslında bize değil, sevgili arkadaşı Max’la buluşmaya geliyordu. Zico, önce o koca gövdesini sırtı Max’a dönük olarak tekneye yasladı. Max, kedisiyle karşılaşmış gibi Zico’nun sırtını, kuyruğunu sevdi. Sonra uzun bir sopaya taktığı piranhalarla Zico’yu doyurdu. Bizim yacare, görevini tamamlamak için teknenin bize yakın tarafına yaklaşıp fotoğraf için gereken pozları da vermeyi ihmal etmedi. Zico, aslında her gün randevuya eşi Dorothea ile birlikte gelirmiş. Ancak bir süredir yavruları olduğundan, anakondalardan koruyabilmek için Dorothea küçüğün yanından ayrılmıyormuş. Max, arkadaşlarının bütün hikayesini sanki düğünlerinde altın takmış gibi biliyor.
Dünyanın en acımasız yerlerinin ormanlar mı, yoksa sevgisizliğin kol gezdiği şehirler mi, olduğuna ben artık karar veremiyorum. Çöplerini sokaklara atanlar, minik bir kedinin, köpeğin çevreyi kirlettiğini öne sürerek rahatsız olabiliyorlar. Minicik hayvanların patilerini asfalta yapıştırabiliyor, onları korumak için tabağımızda artanları bile önlerine koymuyoruz. Ama insanın kendisiyle baş başa kaldığı vahşi bir ormanın ortasında dev gibi bir timsah, kendisini seven insana sıcak dostluğunu böylesine verebiliyor. Sevgili Simba, Paşa, Arrap, Scarface, Şaşı, Zico, Dorothea, Serena sizlerden öğreneceğimiz çok şey var.
www.bdemirdurak.com