2010 Nisan - AMASRA
AMASRA
İstanbul’a 458 kilometre, Ankara’ya 295 kilometre uzaklıkta olan Amasra’ya, Bolu, Gerede, Yeniçağ, Mengen, Devrek, Çaycuma, Bartın üzerinden gidilebilir. 120 kilometrekare büyüklüğündeki Amasra’da, 2007 nüfus sayımına göre 6.500 kişi yaşamaktadır.
Yıllardır İtalya’nın Portofino kenti, şarkısıyla belleğimize kazınmışken, yine İtalya’nın Positano, Capri, Venedik gibi şehirleri filmleriyle içimize işlemişken, Fransa’nın Cote d’Azur’ü beynimizde rüyaya dönüşmüşken, sadece birkaç saat uzaklıktaki dünya şahanesi Amasra acaba gözümüze neden bu kadar uzak gözükür ? Ben iddia ediyorum ki, tarihi ve doğayı ön plana çıkartan, gerçekçi ve apartman sevmez, doğru bir yenileme planı Amasra’yı çok kısa bir sürede dünyanın en güzel şehirleri sıralamasında zirveye çıkaracaktır. Zaten ana sorunumuz kendimizi bilememek ve elimizdeki hazinelerin değerlerini anlayamamak değil midir ? Safir mavisi denizle, zümrüt yeşili ormanlar arasındaki Amasra çok geç olmadan kıymetinin anlaşılmasını bekliyor. Denizin türküsü, rüzgarın çağrısı, deniz kızlarının çığlıkları Amasra’da sizi bekliyor. Hala görmediyseniz inanın çok şey kaybettiniz.
Sesamos, Amasara, Amastris, şehrin eski isimleridir. Persler, şehri kraliçeleri Amastris’in ismiyle anmışlar. Amasra’yı Plinius, ‘’ Zarif ve Güzel ‘’, Niketas, ‘’ Dünyanın Gözü ‘’, Cenevizliler, ‘’ Çiçekli Kale ‘’ olarak tanımlamışlar. Fatih Sultan Mehmet ise, dağlardan şehre doğru yaklaşırken, ağaçların arasından aniden karşısına çıkan şehrin manzarasından etkilenerek yanındaki hocasına , ‘’ Lala, Lala Çeşm-i Cihan bura mı ola ? ‘’ demiş. ( Çeşm-i Cihan = Dünyanın gözbebeği ). Kısacası yüce Tanrı, Amasra’yı yaratmak için çok uğraşmıştır.
Amasra’ya şehri gören tepeden baktığınızda, Büyük Liman sağınızda, Küçük Liman solunuzda, şehir merkezini barındıran yarımadayla, Boztepe ve Tavşan adaları da karşınızda kalır. Şehir merkezine doğru enfes bir panorama veren Ayayorgi Tepesi’nin güney yamacında 5.000 kişilik seyirci kapasiteli antik tiyatro, bugünlerde Bedesten olarak adlandırılan Roma kenti kalıntıları ve antik kent nekropolü bulunur. Yine buradan başlayan ve M.S. 1. yüzyıla tarihlenen Antik Yol, Amastris’i İpek Yolu’na bağlardı. Bu yoldan kalan bölüm, Kuşkayası Yol Anıtı’nın civarında görülebilir. Kuşkayası Yol Anıtı’na gidebilmek için Bartın, Safranbolu istikametini, Gürcüoluk Mağarası’na gidebilmek için ise Çakraz, Kurucaşile istikametini almak gerekir.
M.S. 41 – 54 yılları arasına tarihlenen ve Roma yol ağının bir parçası olan Kuşkayası Yol Anıtı, Amasra’ya 4 kilometre uzaklıktadır. Roma İmparatoru Claudius zamanında Bithinia – Pontus Valisi olan Julius Aquilla tarafından imparatorun anısına yaptırılmış olan anıt, bu konuda dünyadaki tek örnektir. Baş kısımları tahrip olmuş olsa da kitabenin kabartmalarında Kral ve Roma Hakimiyet Kartalı görülebilmektedir. Eni 5 metreyi bulan Roma Yolu’nu bir Nymphaion’un yani anıtsal çeşmenin tamamlamış olduğu düşünülmektedir. Kuşkayası Anıtı’na yaklaşık 1 kilometre mesafedeki Kemerdere Köprüsü kabartmalarında da çok silik bile olsa Roma – Pontus Savaşı’nın anlatıldığı anlaşılıyor.
Gürcüoluk Mağarası, Amasra’ya 13 kilometre uzaklıktadır. Sarkıt ve dikitleri çok ilginç olan mağara 36 odadan oluşur ve uzunluğu 159 metreyi bulur.
3.000 yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan Amasra, antik dönemden itibaren önemli bir liman kenti olmuştur. Büyük İskender’in, sefere devam etmeyip geride kalan generalleriyle evlenen kızlar, Küçük Liman’daki Direklikaya’nın billur sularında yıkanırlarmış. Fatih Sultan Mehmet, 1460 yılında Amasra’yı Osmanlı topraklarına kattıktan sonra Karadeniz’deki ilk Mekteb-i Bahriye’yi burada açmış. Küçük Liman’daki bu binanın yerinde, 1884 yılında Denizcilik Okulu’nun yapımına başlanmış. Ancak okul olarak tamamlanamayan bina, 1982 yılından itibaren Amasra Müzesi olarak kullanılmaya başlanmış. Müzede, Helenistik, Roma, Bizans, Ceneviz ve Roma dönemlerine ait buluntular sergilenmektedir.
Tarih boyunca denizciler için sığınma, tüccarlar için ticaret limanı olan Amasra, artık kendi halinde bir balıkçı kasabasıdır. Amasra’nın 7 tepesi, 2 körfezi, Boztepe ve Büyükada veya Tavşan Adası olarak isimlendirilen 2 adası ve 1 yarımadası vardır. Büyükada’da Bizans kilisesi kalıntıları görülür. Şehrin, Bakacak, Grup ve Boztepe olarak 3 tepesi vardır. 9. yüzyıla tarihlenen, tek gözlü Kemere Köprüsü, Amasra Kalesi’nin 2 bölümü olan Boztepe’deki Sormagir ve Zindan kalelerini birbirlerine bağlar. Kalenin doğu surları 65 metre , güney surları 300 metre, kuzey surları da 200 metre uzunluktadır. Batı kısmında ise dik bir yar bulunduğundan sur inşa edilmemiş. Amasra Kalesi, kuleleri, burçları ve surlarını süsleyen Ceneviz armalarıyla Ortaçağ havasını koklatır.
Amasya Kalesi’nin içinde bulunan Fatih Camii, 9. yüzyılda inşa edilmiş bir Bizans kilisesidir. Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrilen kilise, 1887 yılında önemli bir restorasyondan geçirilmiş. Fatih Camii’yle ilgili yazılabilecek en ilginç nokta da, ülkemizin başka bir yerinde rastlanılmayan, ‘’ Cuma hutbesinin kılıç çekilerek okunması ‘’ geleneğinin burada yaşatılıyor olmasıdır. Hazreti Muhammed’in, savaş kıyafetleriyle gittiği Mekke’de Cuma hutbesini kılıcını kınından çıkartarak okutmasıyla başlamış olan ve artık unutulan gelenek burada yaşatılmaktadır. Caminin yakınında Ceneviz Şatosu ve 2002 yılında Kültür ve Sanat Evi olarak restore edilmiş küçük kilise vardır.
Boztepe’ye doğru yürürken, Ağlayan Ağaç’ı görürsünüz. Bu Selvi veya halk dilindeki adıyla Mezarlık Selvisi, aldığı nemin fazlasını dallarından dışarı attığı için böyle adlandırılmıştır. Kraliçe Amastris’in sarayının kalıntılarının bulunduğu kalenin dış duvarları üzerine de ne yazık ki evler yerleştirilmiş.
Kaleden merkeze yürürken kendinizi Çekiciler Sokağı’nda bulursunuz. Burası Amasra’nın alışveriş sokağıdır. Bu sokaktaki dükkanlarda şimşir kaşıklar, ardıç ağacından hediyelikler, ev yapımı reçeller bulursunuz.
Amasra’daki ilginç geleneklerden biri Küp Dibi eğlencesidir. Amasra’ya özgü bu kutlamada, Hıdrellez’den 1 gün önce, şehrin genç kızları bahçesinde gül ağacı bulunan bir evde, yanlarında bir tas su getirerek toplanırlar. Bu genç kızlardan birinde 1 tane de boş küp vardır. Genç kızlar sırayla boş küpe kendilerini tanıtacak 1 yüzük, 1 düğme, 1 altın atar ve yanlarında getirdikleri küpten de biraz su eklerler. Sonra da genç kızların evlilik ve kısmet duaları arasında su ve eşyalarla doldurulmuş olan küp gül ağacının altına gömülür. Hıdrellez sabahı, gün ağarırken, genç kızlar mahallelerinin ergenlik görmemiş bir genç kızıyla birlikte aynı yere gelerek küpü çukurdan çıkarırlar. Sonra da küçük kızın elini soktuğu küpten kimin eşyası çıkarsa yıl içinde evleneceğine, eşyası en sona kalan genç kızın o yıl içinde evlenemeyeceğine inanılır. Sona kalan genç kız, küpü gelecek yıl kutlamalarına kadar saklayacaktır.
Amasra’nın restoranlarında balık çeşitleri lezzetli ve ucuzdur. Ancak, tabaklardaki balıkların boylarına bakınca yakında zor günlerin beklediğini görmek zor olmaz. Çünkü yaşlıların anlattığı gibi fokların karaya çıkıp evlerin kapısını çaldıkları günler, 1 orkinosun bütün evi doyurduğu mevsimler mazide kalmış. Ama minicik mezgitlerin, küçücük hamsilerin, istavritlerin büyümeye zamanları kalmamış olduğuna göre yakında denizden pek balık çıkmayacak gibi duruyor. Bir zamanlar 36 çeşit malzeme kullanılarak yapılan Amasra Salatası da artık o kadar renkli olmasa da yine de sağlıklı bir öğün yemek için lezzetli bir seçenektir.
Günbatımında küçük limandaki çay bahçelerinin keyfine doyum olmaz. Amasra, Cide ve Gideros, Batı Karadeniz’in doyumsuz güzelliklerini barındırır. Böylesi bir doğa cennetini bekleyen en büyük tehlike ise, çok sıkı duyulmaya başlayan termik santral projesidir. Umarım gelecekte Amasralılar termik santrallı günleri değil, Portofino’yla kıyaslanacakları yılları yaşarlar.
|