AYIN BİLGİSİ
Ayın Bilgisi Başlığı :
1
2010 Eylül - NEMRUT DAĞI
2
2010 Ağustos - COLOSSEUM
3
2010 Temmuz - SİMGELER TAPINAĞI AYASOFYA
4
2010 Haziran - LİMA
5
2010 Mayıs - ÖDEMİŞ’TEN BİRGİ’YE
6
2010 Nisan - AMASRA
7
2010 Mart - BİR BAŞKADIR TİTİCACA’DA KUTLAMALAR
8
2010 Şubat - YENİ YILDA SEVGİ ÜZERİNE ARKADAŞIMIZ ZİCO
9
2010 Ocak - TAJ MAHAL
10
2009 Aralık - MYRA ve SAINT NICOLAS
11
2009 Kasım - GÜVERCİNLERİN ARDINDAN
12
2009 Ekim - SİNOP ve KASTAMONU
13
2009 Eylül - DATÇA YARIMADASI ve MİLAS
14
2009 Ağustos - TİKAL
15
2009 Temmuz - YANARDAĞLAR PÜSKÜRÜRKEN GUATEMALA
16
2009 Haziran - SAPPHO’DAN BARBAROS HAYRETTİN’E
17
2009 Mayıs - OİNONE’DEN SARIKIZ’A KAZDAĞLARI
18
2009 Nisan - PRİAMOS’DAN BUGÜNE
19
2009 Mart - PERSEPOLİS
20
2009 Şubat - EFES
21
2009 Ocak - BAFA GÖLÜ AŞIKLARI
2010 Mayıs - ÖDEMİŞ’TEN BİRGİ’YE



ÖDEMİŞ’TEN BİRGİ’YE


İzmir Aydın karayolu üzerinde, Ödemiş sapağını görünce yönünüzü bu şirin ilçeye çevirmeyi sakın unutmayın. Alman şehircilik uzmanının ellili yıllarda çizdiği şehir planı, son senelerde rayından çıkarılmış bile olsa Ödemiş hala Ege Bölgesi’nin en şirin köşelerinden biridir.

Ödemiş şehir planlamasında, Ekin, Peynir, Sebze, Kumpir ve Hayvan pazarları için farklı yerler öngörülmüş. Ancak artık Cumartesi günleri bütün bu pazarlar birbirlerine bağlanacak biçimde kurulduğundan şehir merkezinde kıpırdayacak yer kalmıyor. Ödemişliler, haftanın günlerini bölgede kurulan pazarlara göre adlandırırlar. Örneğin, Gocabazar Cumartesi’nin, Girey Pazar gününün adıdır. Tireliler de pazarlarının kurulduğu Salı gününe Tire Pazarı derler. El emeği işlemeli örtüler, ipekliler, danteller, yatak ve masa örtüleri yerel pazarların canlılığına renk katar. Sebze meyve satıcılarının tezgahlarından bereket taşar. Ege Bölgesi’nde domatese domat, ay çekirdeğine çiğdem, simide gevrek denildiğini unutmadan ekleyelim. Kısacası Cumartesi günleri Ödemiş Pazarı’nda, çiçekten zeytine, yorgandan peynire, katmerden balığa aklınıza ne gelirse bulunur.

Ödemiş’te zeytinyağlı ot yemeklerinin yanı sıra pide, kebap ile çeşitlenmiş zengin bir Ege Mutfağı vardır. İnce kıyılmış kıymalı, lor peynirli, bol maydanozlu Töngül Pidesi, fırından çıkarılır çıkarılmaz üzerine bol tereyağı ve rendelenmiş tulum peyniri eklenerek yenir. Ödemiş Kebabı, kırmızı biberli, tereyağlı ekmeklerin üzerine küçük parmak büyüklüğünde hazırlanmış, ızgarada pişirildikten sonra tereyağında hafifçe döndürülmüş köfteyle yapılır. Daracık sokaklardan birindeki, en fazla 15 kişilik oturacak yeri olan Fettah Meyhanesi’nde kokorecin lezzeti bambaşkadır. Gölcük’te katmer, Bozdağ’da ise güveç mutlaka yenilmelidir. Yemeklerden sonra tatlı olarak da üzerine ahududu reçeli dökülmüş lor peynirini veya şambali tatlısını unutmayın.

Ödemiş’ten Gölcük’e, Birgi veya Zeytinlik üzerinden gidilebilir. Antik çağda, Bozdağ aşılmış, Sardes ve bugünkü Günlüce veya Hypaipa yollarla birbirlerine bağlanmıştı. Antik adıyla Tmolos veya Bozdağ, yarı insan yarı keçi Pan Marsias’ın kibirli Apollon’u yenilgiye uğrattığı dağdır.

Zeus’un oğlu Apollon çok iyi lir çalarmış. Dağlarda yaşayan pan Marsias’ın çaldığı flütün mükemmelliği Apollon’un kulağına gelir. Neticede yarışma kaçınılmaz olur ve aralarında Bozdağ’ın tanrısı Tmolos’un ve Frigya Kralı Midas’ın da bulunduğu jürinin önünde, tarihin ilk müzik yarışması yapılır. Gerek Apollon ve gerekse Marsias o kadar iyi performans gösterirler ki jüri bir karara varamaz. Bunun üzerine Apollon, müzik aletlerini ters çevirerek yarışmalarını teklif eder. Liri ters çevirince ses değişmez ama, flütü ters çevirince ses deforme olur. Neticede Midas’ın haricindeki jüri üyeleri Apollon lehinde karar verirler. Derler ki, Apollon, ceza olarak önce Marsias’ın derisini yüzdürüp Tmolos Dağı’ndaki mağaralardan birine atar ve o günden beri ne zaman bu dağlarda bir flüt sesi duyulsa Marsias’ın derisi sızlayarak yanıt verir. Frigya Kralı Midas’ın cezası da ağır olur ve kulakları Apollon tarafından sesleri daha iyi duyabilmesi için eşek kulaklarına çevrilir. Midas’ın geniş bir şapka içinde sakladığı kulaklarını da yalnızca berberi bilir ve bir gün bu sırrı saklayamayacağını anlayınca toprağı kazarak içine fısıldar. Ancak toprağı kaldıran rüzgar, ‘’Midas’ın eşek kulakları var ‘’ cümlesini tüm evrene yayar.

Antik çağlardan beri, Bozdağ’ın mermer yatakları işlenmiş, ormanlarından elde edilen keresteler değerlendirilmiş, bağlardan elde edilen üzümlerden şaraplar yapılmış. M.Ö. 1. yüzyılda buradan dünyaya safran parfümü satılmış.


BİRGİ

Birgi’ye Lidyalılar, Zeus’un Kutsal Yeri anlamına gelen Dios Hieron, Persler, yeşil bir yer demek olan Berk, Romalılar, İsa’nın Kenti yani Christopolis, Bizanslılar da Pyrgion demişler. Türk beyliklerinden Menteşeoğulları’yla Aydınoğulları, Pyrgion’u Bizanslılar’dan alabilmek için ittifak kurmuşlar. Neticede de Emir Menteşe’nin damadı Sasa Bey şehri ele geçirmiş. Ancak Sasa Bey’in, Aydınoğlu Mehmet Bey’le arası açılmış. Sasa Bey’in ölümünden sonra Birgi, korsanlıklarıyla ünlü Aydınoğulları’nın başkenti olmuş ve Memleket-i Birgi olarak anılmaya başlanmış.

Ortaçağ’da Ulemalar Kenti olarak bilinen Birgi’yi tarih kutsamıştır denir. Müze kentin hemen her köşesinde karşınıza tarihten bir yaprak açılır. Birgi Çayı veya Sarıyar Deresi şehri, Yukarı ve Aşağı olarak ikiye ayırır. 1312 yılında inşa edilmiş olan Birgi Ulu Camii, kentin en önemli tarihi noktasıdır. Caminin dışında, yelesi ve pençeleri olan ancak, ağzı, burnu, gözleri belirsiz, vücudunun büyük bölümü de duvarların arasında kalan bir aslan heykeli görülür. Rivayete göre Aydınoğlu Mehmet Bey, bu aslanı Tmolos Dağı’nda karşılaştığı Herakles’ten alarak camiye getirmiştir. Bu aslan heykelinden dolayı bazı kaynaklarda camiye Aslanlı Cami de denilmiştir. Aslan heykelinden başka, camiye girildiğinde aşağıya doğru inilmesi, çatının kırma çatı olması ve minarenin ön sağ köşede bulunması Ulu Camii’nin 4 önemli özelliğidir.

Ulu Camii’nin duvarlarında eski dönemlerden kalan mermerler ve kesme taş bloklar kullanılmış. Kare planlı olan camii, 5 nefli ve ahşap tavanlıdır. Sütunları mermer ve granittir. Caminin mihrabında ve minberinde muhteşem bir işçilik görülür. Caminin Barok tarzı süslemelerle, turkuaz taşlarla, mor renkli ve geometrik yıldızlarla, çinilerle süslü enfes bir mihrabı vardır. Minber de bir başka muhteşem işçiliğin eseridir. 1320 yılında ceviz ağacından imal edilmiş olan minber, kündekari sistemiyle yani çivi kullanılmadan birbirinin içine geçen parçalarla yapılmıştır. Geometrinin bütün şekillerinin kullanıldığı minberdeki parça sayısının 3.000 civarında olduğu söyleniyor. Minberin batı yüzünde, bu eseri 10 yıl çalışarak ortaya çıkarmış olan Muzafferiddin ustanın adı yazılıdır. Diğer 2 tanesi Bursa ve Manisa’da olan bu minberden ülkemizde yalnızca 3 tane vardır. Minberin iki kanatlı kapısı, 1993 yılında çalınır ve birkaç yıl sonra satılacağı müzayede öncesinde bir İngiliz bayan tarafından tesadüfen fark edilir. Gereken itiraz ve davalardan sonra iadesi sağlanan kapı 1995 yılında yeniden yerine takılır. Caminin pencere kanatlarındaki işçilik de harikadır. 8 pencere kanadında 6 değişik kompozisyon görülür.

Camiye bitişik Aydınoğulları Türbesi’nde, Aydınoğlu Mehmet Bey, oğulları İsa, Bahadır ve Gazi Umur’un mezarları vardır. Cami ile türbe arasında, Kral Kızı Mezarı olarak bilinen bir mezar yeri ve ayak izleri vardır. Rivayete göre, Bizans Tekfuru’nun kızı Mehmet Bey’e aşıktır. Şehrin kapılarını gizlice açtıracağını Mehmet Bey’e bildirir. Ama ihaneti öğrenen babası kızını öldürtür. Birgi’nin fethinden sonra Mehmet Bey tarafından yaptırılmış olan türbenin ve ayak izlerinin talihsiz prensese ait olduğu söylenir.

Fatih Sultan Mehmet Caddesi üzerinde de Aydınoğlu Mehmet Bey’in kız kardeşi için yaptırılmış Sultan Şah Hatun Türbesi görülebilir.

İmam Birgivi medresesi, Ulu Cami’nin karşısında, türbesi ise caminin karşısında başlayan yokuşun üzerindedir. Medrese, 1554 yılında Sultan II. Selim’in hocası Birgili Ataullah Efendi tarafından yaptırılmış ama, adını müderris Mehmet Efendi ile duyurmuştur. Yaşadığı yıllarda İslam dinini katı kurallara çeken Mehmet Efendi ömrünü Birgi’de geçirmiş ve burada 1573 yılında vebadan ölmüş. Kendisine de Birgili anlamına gelen Birgivi ismi verilmiş. Mezarı, anıtsal bir servi ağacının altındadır ve mezarlık alanına parayla girilmektedir. Başka bir deyişle İmam Birgivi, Birgi’ye fayda sağlamayı sürdürmektedir.

Birgi’de, 1653 ve 1668 depremlerinden sonra, 1865 yılında bir veba salgını daha yaşanmış.

Birgi’nin eski evleri, kendi içine dönük planlarıyla, cumbaları ve pencereleri kapatan ahşap kafesleriyle, bahçeleriyle özene bezene yapılmıştır. Bazı evlerin duvarlarında, yaşamın ve ölümün iç içe olduğunu gösteren güneş ve servi ağacı motifleri, bazılarında bereketi simgeleyen nar desenleri görülür. Çatılar, sıcak havanın dolaşımını sağlayabilmek için yukarıya doğru meyillidir. Bacalar farklıdır. Bu evlerde, depo, kiler, ahır ve samanlık için zemin katta, mutfak, fırın ve tuvalet evin bahçesinde bölümler öngörülmüştür.

Çakırağa Konağı, geleneksel Türk mimarisi ve Osmanlı ev yaşamı için çok güzel bir örnektir. 3 katlı ahşap konak, yoldan görülmeyecek şekilde yüksek duvarlarla korunmuştur. 1761 yılında, tüccar Çakıroğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmış olan konağın alt katında taşlık, mutfak, ahır ve misafir bekleme odası bulunur. Şömineyle ısıtılan birinci kat, kışlık bölümdür. Buradan da merdiven kapağı kaldırılarak yazlık kısım olan ikinci kata çıkılır. Konağın misafirlere ayrılmış odalarında yıkanma bölümleri vardır.

Konağın iç ve dış duvarları kalem işçiliğiyle yapılmış desenlerle süslenmiştir. Ayrıca ahşap oymacılığın çok güzel örnekleri bu süsleri tamamlar. Çakıroğlu Mehmet Bey, İstanbullu ve İzmirli iki hanımla evli olduğundan, konağın birer salonunun duvarları İstanbul ve İzmir resimleriyle süslenmiştir.

Birgi’de ayrıca, Koca Çeşme, Küp Uçuranlar Kulesi, Sübyan Mektebi, Karaoğlu Camii, Derviş Ağa Camii ve Osmanlı Hamamı gibi çok sayıda tarihi eser de görülebilir.

Adınız Soyadınız :
Email Adresiniz :
 





000047970
Web Dizayn Acm Ajans
Email Ana Sayfam Yap Email