2010 Ağustos - COLOSSEUM
COLOSSEUM
Antik Roma’nın en önemli ve en ünlü yapılarından biri de muhteşem amfitiyatrosu Colosseum’dur. Roma’nın sembolü olan bu ihtişamlı yapının gerçek adı ise İmparator Vespasien’in aile adından gelen Flavien Amfitiyatrosu’dur. Colosseum adının da ‘’çok büyük‘’ anlamına gelen ‘’ colosse ‘’ kelimesinden türediği ve colosse ismine de antik dönemde, amfitiyatronun girişindeki bronzdan dev bir Nero heykelinin esin verdiği düşünülüyor. Bugün kaybolmuş olan heykelin büyüklüğü hakkında en doğru fikri ise, üzerinde 5 ağacın dikili olduğu heykelin kaidesinin kapladığı alan verir. Nero heykelinin yakınında da, gladyatörlerin arenadaki dövüşlerden sonra yıkandıkları havuz veya ‘’ Meta Sudana ‘’ bulunuyordu.
M.S. 70 – 80 yılları arasında, 100.000 metreküp mermer kullanılarak inşa edilen Colosseum, zamanın içinde farklı dönemlerde restorasyonlar görmüştür. İlk mimarının kim olduğu ise bilinmiyor. Altmışlı yaşlarının sonuna yaklaşan Vespasien’in başlattığı inşaat, M.S 79 yılında imparatorun ölümünden sonra başa geçen oğlu Titus tarafından tamamlanacaktır.
İmparator Vespasien, soylu bir aileden gelmiyordu. Nero’nun intiharından sonra tahta çıkmıştı. Nero’nun taşları yerinden oynatan fikirleri ve yönetimi halktan destek görmemişti. 3 kısa ömürlü imparatordan sonra başa geçen Vespasien, halkın gözünde iyi bir imaj bırakıp, gelecekte iyi anılmak istemekteydi. Yaşlı İmparator, Nero’nun yaptırdığı yapay gölü kurutup, üzerinde halka açık bir eğlence yeri yapma kararı aldığı zaman kimse buna karşı çıkmadı.
Amfitiyatro, birbirine eklenmiş ikiz tiyatrolar gibidir. Romalılar’da yarım daire şeklinde olan tiyatroların sanki iki tanesi bir araya getirilerek amfitiyatro şekli ortaya çıkmıştır. Tivoli yakınlarındaki taş madenlerinde yontulan traverten bloklar, özel hazırlanmış bir yoldan Roma’ya taşınmış. Yaklaşık bir hesapla inşaatta 3.500.000 kübik blok taş kullanıldığı düşünülüyor. Yapının iç kısmında ise volkanik tüf ve tuğla kullanılmış. Colosseum, 189 metre uzunluğu, 156 metre genişliği, 48 metre yüksekliğiyle Antik Roma dünyasının en büyük oval tiyatrosudur. Bağlantı bacalarında 300 ton demir kullanılmış olan amfitiyatronun çevresi de 527 metredir. 4 katlı olan yapının en alt katı da yerden 4 metre yüksekliktedir. Colosseum’un, imparator için ayrılan ve diğerlerinden daha geniş olan 4 ana giriş kapısı haricinde 80 tane daha giriş kapısı vardır. Bu girişler, seyircilerin gösterilerden sonra 5 dakikada dışarı çıkabilecekleri şekilde dizayn edilmiştir.
Colosseum’un seyirci kapasitesi 50.000 – 55.000 kişiydi. Colosseum’da, sahneye en yakın olan alt sıra, orta sıra ve balkon olmak üzere 3 sıra oturma yeri vardı. Oturma düzeni, sosyal statü ve mesleklere göre belirlenirdi. İmparatorluk ailesi ve Vesta rahibeleri için özel localar ayrılırdı. Beyaz togalarını yani elbiselerini giyinen senatörler de orkestra bölümünde otururlardı. Orta bölüme de, askerler, vatandaşlar, öğretmenler, öğrenciler, memurlar, tüccarlar ve mevkii sahibi yabancılar yerleşirdi. Aileler oyunları birlikte seyredemezlerdi. Çünkü toplumda daha az öneme sahip olan kadınlar, fakirler ve köleler için en üst sırada ayakta durulan balkon bölümü ayrılmıştı.
Kavga ve dövüşlerin yapıldığı alana, akan kanları emmesi için kum serilirdi. Bu bölümün altında da koridorlar ve tünellerle bölünmüş ve yukarıya asansör sistemiyle bağlanan bir kat daha vardı. Bu katta gladyatörler, vahşi hayvanlar, köleler ve suçlular bulunurdu.
1349 yılındaki depremde bir kanadı çöken Colosseum restore edildi. 19. yüzyıla kadar da içinde sirk oyunları, araba yarışları, gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri organize edilen dünyanın en büyük amfitiyatrosu olarak kaldı. 19. yüzyıldan beri de her yıl Paskalya öncesi Kutsal Cuma günü Papa’nın da katıldığı Haç Yolu töreni düzenlenmektedir. Colosseum, günümüz mimarisinde hala stadyum inşaatlarında örnek olarak alınmaktadır.
GLADYATÖRLERİN HAYATI
Gladyatörler, genelde azınlıklardan, kölelerden, mahkumlardan veya fethedilen ülkelerden getirilen esirlerden oluşurdu. Bu insanlar kas yapılarının iyi gelişmesi için özel gıdalarla beslenir ve çok sıkı dövüş programlarıyla eğitilirlerdi. Başlangıçta tahta kılıçlarla yapılan eğitim gittikçe ağırlaştırılırdı. Arenadaki dövüşün finali, file ve üçlü mızraklı gladyatörle, kısa kılıçlı ve kalkanlı gladyatör arasında olurdu.
Gladyatörler, bugünkü futbolcular gibi alınıp satılırdı. Güçlü kuvvetli bazı insanların da borçlarını ödeyebilmek veya ün kazanmak için 5 yıllığına özgürlüklerini satarak gladyatör olmayı kabul ettikleri olurdu. Gladyatörlerin, aristokrat politikacılardan ve popülerlik arayan zenginlerden sponsorları vardı.
Arenadan 3 kez ayakta çıkan gladyatör usta sınıfına geçerdi. 5 kez ayakta kalan köle bile olsa dilerse özgürlüğe hak kazanırdı ama, pek az gladyatörün işinden ayrıldığı biliniyor. Okulda kalanlar ordunun subaylarını eğitirlerdi. Yılda ortalama 2 büyük dövüş olurdu. Bir gladyatörün ortalama ömrü 35 yıldı.
Gladyatörler, büyük arenalara çıkmadan önce küçük yerlerde başlangıç kavgalarında kendilerini göstermeye çalışırlardı. Dövüşlerde, bugünkü boks maçlarında olduğu gibi kurallar ve hakemler vardı. Kaybeden gladyatör için sponsoru para öderdi. Bu nedenle küçük kavgaları kaybedenler arenaya çıkamazlardı.
1 gladyatör, 1 büyük dövüşte, 1 askerin 1 yıllık maaşını kazanabilirdi. Gladyatörler evlenebilirlerdi ve eğer arenada ölürlerse ailelerine tazminat verildiği de olurdu. Ölenlerin yakılabilmesi için gerekirse arkadaşları aralarında para toplarlardı. Bu insanlar hakkındaki en detaylı bilgiler mezar taşlarında yazılıdır. Gladyatörlerin yaralarını tedavi eden Romalı doktorlar, açık yaralarda uzmanlaşmışlardı. Eğer yaralıya zor bir operasyon yapmak gerekiyorsa, afyon bazlı uyuşturucular kullanırlardı.
Büyük dövüşlerden 1 gece önce eğlenceler düzenlenirdi. Çünkü ertesi günün bu insanların bir bölümü için hayat bitecekti. Bu eğlencelere dul ve boşanmış kadınlar da katılarak, gladyatörlerle birlikte olmak isterlerdi. Hatta bu kadınların üste para bile verdikleri söylenirdi.
ARENALARDA DÖVÜŞ
Arenaların ortalarındaki bölümler, bazen orman gibi düzenlenerek vahşi hayvan dövüşleri için dekor hazırlanırdı. Bazen de deniz savaşları canlandırılacağı için sahne suyla doldurulurdu.
Büyük dövüş programları birkaç bölümden oluşurdu. İlk bölümde mahkumlar vahşi hayvanların karşısına bırakılarak infazlar gerçekleştirilirdi. Aslanlara ve kaplanlara, kalabalık önünde gürültüden korkup insanların saldırmaktan vazgeçmemeleri için özel eğitimler verilirdi. Hatta bu hayvanların daha da vahşileşmeleri için insan etiyle beslendikleri de söylenirdi. Hayvanların ürküp, insanlara saldırmadıkları durumlarda da bakıcıları da infaz edilirdi.
İkinci bölümde arenaya gladyatörler çıkardı. Gladyatörler geçit töreninde, ‘’ Ave İmprator, muratori te salutant ‘’ yani ‘’ selam sana imparator, az sonra ölecek olan bizler seni selamlıyoruz ‘’ diye bağırarak geçerlerdi. Doğal olarak hepsi kavgadan sağ çıkarak para kazanmayı isterlerdi ama, sağ kalmak da bir başka dövüş anlamına geliyordu.
COLOSSEUM’DA AÇILIŞ
Gladyatör dövüşleri, Romalılar’a ataları Etrüskler’den miras kalmıştır. Roma İmparatorluğu’nda ilk gladyatör dövüşlerinin de M.Ö. 69 yılında General Lucullus tarafından düzenlendiği biliniyor. Roma arenaları, Roma imparatorlarının halkla konuşup, halkı ikna ettiği yerlerdi ve imparatorların en önemli politik araçlarıydı.
Vespasien’ın ölümünden sonra oğlu Titus tahta çıkar. Ancak, Titus için çok da şanslı bir başlangıç olmaz. Çünkü M.S. 79 yılında yaşanan büyük Pompei felaketini, M.Ö. 80 yılında çıkan ve 3 gün süren büyük Roma yangını izler. Titus, bu kadar kısa sürede yaşanan iki büyük felaketin halkta imparatorun tanrılar tarafından istenmediği düşüncesini oluşturacağı ve bunun da mutlaka kendisine karşı bir suikaste neden olacağından endişelidir. Bundan dolayı da Colosseum’un açılışının muhteşem olması gerekmektedir.
M.S. 80 yılının yaz aylarında Colosseum 100 günlük oyunlar için açılır. Girişler ücretsizdir ve bütün Roma halkı davetlidir. Ancak açılış günü de Titus için iyi başlamaz. Sabahın ilk gösterisinde gürültüden ürken aslanlar ve kaplanlar mahkumlara saldırmazlar. Sonrasındaki çoklu gladyatör dövüşlerindeki zalimlik ise halkı tatmin etmez. Her şey öğleden sonraki büyük final dövüşüne kilitlenmiştir.
Bu final, Colosseum’da detaylarıyla kaydedilmiş tek kavgadır. O dönemin en iyi 2 gladyatörü acımazsızca ve yiğitçe dövüşürler. Halkın tatmin olduğunu gören imparator da kavganın berabere bitmesine razı olur ve her 2 gladyatörü de bağışlar. Gladyatörler kurtulur ama, Titus sadece 6 ay sonra bilinmeyen bir hastalıktan ölecektir.
|