2010 Eylül - NEMRUT DAĞI
NEMRUT DAĞI
Atatürk Barajı’nın çevresini hızla değiştirmekte olduğu illerimizden biri de Adıyaman’dır. Urfa, Gaziantep ve Malatya illerimiz ile komşu olan Adıyaman’a her gün İstanbul’dan uçak seferi de vardır. Adıyaman’ın Kahta ilçesine bağlı Nemrut Dağı tümülüsü ve çevresi, Unesco tarafından 1987 yılında Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmiştir. Hayatını turizme vermiş bizim gibi insanların gönlünden geçen ise, günün birinde Dünyanın Harikaları’ndan biri olarak tüm dünyanın Nemrut Dağı’nın varlığını bilmesidir.
Nemrut Dağı için, ‘’ Dünyada güneşin doğuşunun en güzel olduğu yerlerden biridir ‘’ denmiştir. Ancak, Nemrut Dağı’nda güneşin batışı da çok güzeldir. Ne var ki yaz mevsiminde bile güneşin doğmasından önce veya batmasından sonra hava soğuk olur. Nemrut Dağı’nın o kadar yükseklere nasıl çıkarıldığını hayal ederken bile zorlandığımız heykellerinin fotoğraflarını çekebilmek için elverişli ışık çok önemlidir. Karakuş, Cendere, Yeni Kale, Arsameia gibi Nemrut Dağı’nın ilginç yerlerini içeren Büyük Tur’un yaklaşık 5 saat süreceğini hesaplayarak, mevsimine göre güneş batışından 5 - 6 saat önce yola çıkın. Gezinizi tamamlayıp, fotoğraflarınızı çektikten sonra da Batı terasından güneşin batışının tadını çıkarın. Ortalık kararmadan da arabanızda yerinizi alıp dönüş yolculuğuna başlayın.
1838 yılında Osmanlı ordusuna danışman olarak hizmet veren Prusyalı komutan Helmut Von Moltke’nin, Nemrut Dağı tümülüsünü ve heykellerini gördüğü, hatta Nemrut Dağı zirvesini yön tayin etmek için kullandığı biliniyor. Ancak ilginç olan Moltke’nin mektuplarında ve notlarında bu konudan hiç söz etmemesidir. 1881 yılında Diyarbakır’da görevli bir başka Alman Karl Sester, Alman Konsolosu’nu Nemrut Dağı heykellerinden haberdar eder. Konsolos da konuyu Berlin Kraliyet Akademisi’ne yazar. Akademi tarafından bölgeye gönderilen bilim adamı Otto Puchstein, tepenin, tümülüsün ve heykellerin o güne kadar hiç duyulmamış bir krallık olan Kommageneler’e ait olduğunu anlar. Alman arkeolog Carl Humann ve ilk Türk müzecisi olarak kabul edilen Osman Hamdi Bey, Nemrut Dağı’nın ilk kayıtlarını tutarlar. Carl Humann, Bergama Sunağı’nı da kabartma levhaları kireç ocağına atılırken bulan arkeologdur. Carl Humann’a 1883 yılında, Zeus Sunağı’ndan Nemrut Dağı’nda da kazı yapma izni verilir. Aynı yıl Karakuş Tümülüsü’nde çalışmalar başlatılır.
KARAKUŞ TÜMÜLÜSÜ
Kahta’dan başlayan Büyük Tur’un ilk molası Karakuş Tümülüsü’nde verilir. Sütunlardan birindeki kitabeden anlaşıldığı gibi Karakuş Tümülüsü, II. Mithridates tarafından yaptırılmıştır. Tümülüs, Kommageneler’in aile mezarlığı gibidir. Kitabede, kimlerin tümülüste gömülü oldukları yazılıdır. Roma – Pers savaşında II. Mithridates’in kız kardeşleri Laodikeia, Antiochis ve yeğeni Aka ölünce, aslında yalnızca II. Mithridates’in annesi İsias için yaptırılmış olan tümülüste, onlar için de yer ayrılmış. 21 metre yüksekliğindeki anıt mezar yapılırken dere yatağından ve yakın çevreden granit, porfir, bazalt, kuarsit, kireç ve dolomit taşları getirilmiş. Tümülüs, daha dayanıklı olması için katlar halinde inşa edilmiş. Tazyikli havayla yapılan sondajlarda, 13 metre derinlikten sonra sert dolomit taşlarına, 20 metreden sonra da kumlu ve milli bir malzemeye rastlanmış. Sondajlarda, mil ve kumla kaplı mezar odasına ulaşılmış. Ancak güney tarafından dehliz açan soyguncuların mezarı daha önceden yağmaladıkları anlaşılmış.
Karakuş Tümülüsü’nün dolomit taşlarının da talan edilmiş olduğu görülmüş. Bu kadar zor bir işi de ancak o dönemde Samosata’da üslenmiş olan 16. Roma Lejyonu’nun yapabileceği anlaşılmış. Romalı mühendisler, tümülüsten bin bir güçlükle çıkardıkları kesme dolomit taşları Cendere Köprüsü’nün inşaatında kullanmışlar.
Tümülüsün üç yanına dikilmiş sütunlar vardı. Arkalarında Yunanca kitabeler bulunan sütunların üzerlerinde heykeller bulunuyordu. Güneye bakan cephede, taş bir tabana oturan 7.18 metre yüksekliğindeki sütunun üzerinde 2.54 metre boyunda anıtsal bir kartal figürü vardır. Kartal, göklerin kralı ve tanrıların habercisi olarak saygı görürdü. Bu sütun Antiochis ve Aka için dikilmiştir. Doğuya bakan cephedeki iki sütundan birinde boğa, diğerinde aslan figürleri vardı. Boğa figürlü sütunun İsias için olduğu düşünülüyor. Boğa heykelinin kafası kayıptır. Aslan heykelinin zamana direnen parçaları Adıyaman Müzesi’nde sergilenmektedir. Kuzey terasında ise 3 sütun vardı. İki yandaki aslan heykellerinin ortasındaki sütunu süsleyen kabartmada Herakles’le el sıkışan Kral II. Mithridates canlandırılmıştı. Bu sütun ise Laodikeia için dikilmiş.
Bu sütunlardan geriye yalnızca üzerinde kartal figürü olanı kalmıştır. Bu figürden dolayı da tümülüs, Karakuş Tümülüsü olarak anılmaktadır. Tümülüsün 75 metre olan orijinal yüksekliği zamanın içinde 35 metreye inmiştir.
CENDERE KÖPRÜSÜ
Karakuş Tümülüsü’ne 10 kilometre uzaklıkta, Roma döneminin en güzel eserlerinden biri olan Cendere Köprüsü vardır. Köprünün altından da eski adıyla Chabinas, bugünkü ismiyle Cendere Suyu akar. Bu noktada İmparator Vespasianus tarafından yaptırılmış olan ilk köprü M.Ö. 69 yılında bilinemeyen bir nedenden dolayı yıkılmış. İmparator Septimus Severus döneminde M.S. 198 – 200 yılları arasında, 16.Roma Lejyonu tarafından Partlara karşı yürütülen harekatının ilerleyebilmesi için gereksinim duyulduğundan yeni bir köprü inşa edilmiş. Partlara karşı savaşın kazanılabilmesi için yolların, köprülerin sağlam olması ve lojistiğin düzenli tutulması Septimus Severus’un izlediği politikayla bağlantılıdır. Bu döneme ait yol tamiratlarından söz eden çok sayıda mil taşı vardır. 7 metre genişliğinde ve 120 metre uzunluğunda olan Cendere Köprüsü gerçek bir mühendislik harikasıdır. Köprünün inşaatında Karakuş Tümülüsü’nden çıkarılmış dolomit taşları da kullanılmıştır. Bir zamanlar üzerinden tankların, kamyonların geçebildiği köprüden artık, sadece küçük araçların geçişine izin veriliyor.
Köprünün güneybatı yönündeki iki sütunun üzerinde İmparator Septimus Severus ve askerler tarafından çok sevilen eşi Julia Donma adına yazılmış şeref kitabeleri vardı. Köprünün diğer yanında da üzerinde Septimus Severus’un oğulları Caracalla ve Geta adına kitabeler bulunan iki sütun dikilmişti. Ancak babasından sonra tahta çıkan ve çok kıskandığı kardeşi Geta’yı ölüme mahkum ettiren Caracalla, bu sütunlardan birini yıktırttığı gibi kardeşinin adını da imparatorluğun diğer köşelerindeki kitabelerden tamamen sildirtmişti.
Chabinas Köprüsü’nün yapım giderlerini de başta Samosata olmak üzere, Kommagene şehirleri karşılamışlardı.
YENİ KALE
Cendere Köprüsü’nden birkaç kilometre sonra karşınızda kalan tepenin üzerinde Yeni Kale vardır. Restorasyon çalışmalarının sürdürüldüğü tepede, Kommagene dönemine ait hiçbir iz bulunmadığından kaleye Yeni Kale ismi verilmiş. Yalçın kayaların, antik ismiyle Nymphae Çayı’na veya bugünkü Kahta Çayı’na dik inen güney yamacında Memluk Sultanları, müthiş bir teknikle bu kaleyi inşa etmişler. Kalenin hala iyi durumda olmasının nedeni vadiden yukarıya kolay ulaşılamamasıdır. Ben bu kaleye baktıkça Katharlar’ın Fransa’nın Languedoc Bölgesi’ndeki ünlü Montsegur Şatosu’nu anımsarım. Kaleden, basamaklı, kısmen üstü kapalı ve dönemeçli bir yolla nehir kıyısına inilebiliyormuş. Kale, kuşatılsa bile su gereksinimi böylece güven altına alınmıştı. Bu geçit, bilinen en eski yeraltı geçididir ve kuşatma halinde kaleye gizlice girip çıkabilmek için kullanılırdı. 12. yüzyıldan itibaren Artuklular, Selçuklular, Memluklar ve Osmanlılar yönetimine geçmiş olan kalede, cami, hamam, sarnıçlar ve odalar vardı.
Kalede bir de güvercinlik bölümü vardı. Güvercinlikte, tüneme yerleri yapılmış ve kuşların kolayca girip çıkabilmeleri için ayrı delikler açılmıştı. Memluklar, topraklarında güvercinlerle temin ettikleri mükemmel bir haberleşme ağı kurmuşlardı. Bu sistemin işleyebilmesi için ülke sistemli bir şekilde bölgelere ayrılmıştı. Kahire Şam hattında, aralarında 100 kilometre mesafe olan 12 istasyon kurulmuştu.
ESKİ KALE - ARSAMEIA ON THE NYMPHAIOS
1953 – 56 yılları arasında arkeolog Amerikalı Theresa Goel ve Alman Karl Dorner ile devam eden çalışmalar 1980 yılına kadar sürdürülür. Ne yazık ki 1984 yılında maddi olanaksızlıktan çalışmalar yarım kalır. Ancak bu süreçte Arsameia gibi bir yer bulunur ve dünya da bir kere daha Nemrut Dağı’nın arkeolojik gizeminden haberdar olmuş olur.
İlk olarak Kral Arsames zamanında yerleşilmiş olan Eski Kale veya Arsameia, Nemrut Dağı tümülüsüne 12 kilometre uzaklıktadır. Bugün Gerger Kalesi olarak bilinen ve antik ismiyle Arsameia on the Euphrates isimli bir yerleşim daha vardır. M.Ö. 162 – M.S. 72 arasında Fırat Nehri kıyısında tampon bir devlet olarak tarih sahnesine giren Kommageneler’in önemli krallarından biri ‘’ Güzel Zaferler Kazanan ‘’ lakabıyla bilinen I. Mitridates Kallinikos’tur. I.Mitridates zamanında güçlenmeye başlayan Kommageneler, I. Antiochos zamanında en parlak dönemlerini yaşayacaktır.
Kaleye çıkan yolu tırmanmaya başladığınızda ilk olarak 4,4 metre yüksekliğindeki Apollon Helios kabartmasını görürsünüz. Elinde bir ağaç dalı tutan Helios’un tacının etrafında güneş ışınları canlandırılmıştır. Bu kabartmanın I.Antiochos döneminde, törenlere katılmak için gelenleri selamlamak amacıyla yapıldığı düşünülmektedir.
Arsameia’da 10 metreye bir koridordan inilen, 9 x 10 metre boyutlarında tabanlı bir mağara vardır. Bu mağaranın Helios törenlerinde kullanıldığı tahmin ediliyor. İnananlar bu mağaralara girip birkaç gün oruç tutup ibadet ederler ve yeniden günahsızlığa ulaştıklarını düşünerek güneşe çıkarlardı.
Tırmanışa devam ederseniz Eski Kale’nin en güzel kabartması olan, 3.34 metre yüsekliğindeki Kral I.Antiochos’la Herakles’in el sıkıştıkları sahneyi görürsünüz. Bu kabartmadaki detaylar çok ilginçtir. Kral Antiochos’un gömleği ve pantolonunun vücuduna yapışık olması kullanılan kumaşın ipek olduğunu düşündürmektedir. Kralın belinde kemer, göğsünde zırh vardır. Belindeki kama beş aslan başıyla süslenmiştir. Kralın tacı, yaprak ve kuş tüyleriyle süslüdür ve sol elinde de bir asa tutmaktadır. Bu asanın Zerdüştlerin ayinlerinde ellerinden bırakmadıkları kutsal asa olduğu düşünülmektedir. Sağ elini de Herakles’e doğru uzatmış olan kral, dostluk ve barış isteğini göstermektedir. Bileğindeki bilezik de o dönemde altın ve gümüşün ziynet olarak kullanılmaya başlandığının işaretidir. Kıvırcık sakalı, başında yapraklardan tacı ve gelişmiş göğüs kaslarıyla kralın yanında duran Herakles’in sırtında bir aslan postu, elinde de simgesi olan sopası vardır. Herakles kabartmasının tüm detayları onun güç ve kudretini göstermektedir.
Kabartmanın altındaki kaya yüzeyinde görülen yazı, bölgenin Eski Yunan dilinde yazılmış en uzun kitabesidir. I.Antiochos tarafından yazdırılmış kitabede, Arsameia’nın kuruluşu, kralın halkının mutluluğu için yaptığı çalışmalar ve kralın tanrılara yakınlığı, saygısı ifade edilmiş. Kral ayrıca babasının burada gömülü olduğunu ve törenlerin nasıl düzenlenmesi gerektiğini de anlatmaktadır. Yazıtın hemen altında başlayan, 158 metre uzunluğunda, birçok yeri çökmüş durumda olan ve bir zamanlar Kahta Çayı’na kadar indiği düşünülen tünelin çıkışı bulunamamıştır.
Arsameia’da yapılan kazılarda 7 metre genişliğinde merdivenli bir tören yolu gün ışığına çıkarılmış. Yine kazılarda bulunan heykel parçaları da Gaziantep Müzesi’nde sergilenmektedir. Bazı kitabelerden anlaşıldığına göre Kral I.Mithridates Kallinikos’un mezar anıtı da buradadır ancak, kazılarda mezar kalıntıları bulunamamıştır. Kral I.Antiochos döneminde Arsameia, kültür merkezi gibi değerlendirilmiştir.
NEMRUT DAĞI VE TÜMÜLÜSÜ
Kommagene Krallığı’nın en parlak dönemimin M.Ö. 69 – 8 yılları arasında olduğu biliniyor. Kral I.Antiochos M.Ö. 69 – 36 arasında iktidardadır. Çok akıllı bir politikayla küçücük ülkesinin tarihte politik olarak saygın bir yer edinmesini sağlamıştır. Onun döneminde tümülüs hazırlanmış, zirvedeki heykeller yerleştirilmiş, Arsameia ve Yeni Kale kurulmuştur. M.Ö. 64 yılında, Seleukosların yok olduğu dönemde bütün Anadolu’yu ele geçirmiş olan Roma İmparatoru Pompeius bile Kommageneler’e dokunmamış ve hatta Seleukos topraklarının bir kısmının Kommagenelere verilmesine razı olmuş. I.Antiochos, sonrasında beliren Part tehlikesini de kızını Part kralının oğluyla evlendirerek çözmüş. Kısacası I.Antiochos, küçük ülkesini politik kargaşaların içinden başarıyla geçirerek geriye zengin bir hazine bile bırakmayı başarmış. Ancak I.Antiochos’un ölümünden sonra yaklaşık 200 yıldır var olan olan krallık bitecek ve M.S. 72 yılında Romalılara karşı kaybedilen Kommagene Savaşı’ndan sonra ülke Roma İmparatorluğu’nun Suriye Eyaleti’nin parçası haline gelecektir. Krallığın başkenti bugün Samsat olarak geçen Samosata idi. Samosata, yarım daire olarak Fırat Nehri’ne dayanırken 2 kilometrelik bir sahil şehri olarak uzanırdı.
Nemrut Dağı tümülüsü alanı, M.Ö. 60 yılında, Kommagene Kralı I.Antiochos tarafından denizden 2.150 metre yükseklikteki zirvede inşa edilmiştir. Nemrut Dağı zirvesi, Doğu, Batı ve Kuzey teraslarından oluşur. Doğu ve Batı teraslarında dev heykeller bulunurken, Kuzey terasında bulunmuş olan elliden fazla dikilmemiş taş stel, bu terasın depolama alanı veya kralın halefleri için ayrılan alan veya düzenlenmesine fırsat kalmayan teras olduğunu düşündürmektedir.
Aralarındaki uzaklık yaklaşık 150 metre olan Doğu ve Batı terasları, arazinin yumurta şeklindeki kesiti üzerinde tamamlanmış ve çıkan yumruk büyüklüğündeki taşlar da, ortadaki çekirdeği yükseltip tümülüs haline getirmek için kullanılmış. Kommagene Krallığı’nda bu tür tesisler için ‘’ Hierothesion ‘’ deniliyordu. Hierothesion, içinde kutsal bir şey saklanan yer anlamına gelirdi. Burada varlığı tanrı katına yüceltilmiş Kral Antiochos’un dünyevi varlığının saklandığı yerin kastedildiği düşünülüyor. Ancak, henüz mezarın içine girilemediğinden bu sav kanıtlanamamış bir tez olarak durmaktadır.
290.000 metrekarelik bir alanı kaplayan tümülüsün hacmi 264.750 metreküp, çapı 150 metre ve ortalama yüksekliği 45 metredir. Tümülüsün çekirdeğinde masif bir kaya bulunmaktadır. Doğu ve Batı teraslarındaki heykellerin sırtlarında 237 satırlık bir yazı vardır. Her iki terasta da metinler aynıdır. Persleri ve Helenleri kendi soyunun ‘’ mutluluk veren kökleri ‘’ veya ‘’ mutluluk veren ataları ‘’ olarak tanımlayan I.Antiochos bu metinde, atalarına ve kendi kişiliğine yakışanı bu dağın zirvesinde ebedileştirdiğini anlatır. İran’ın, Makedonya’nın ve kendi vatanı Kommagene’nin, insanlarına, çocuklarına, torunlarına lütufkar olmaya devam edeceği konusunda umutlarını dile getirir. Metnin okunmasıyla da dağın sırrı çözülür. Burayı kuranın, sülalesini Pers ve Makedonyalı atalarına bağlayan bir Kommagene kralı yani I.Antiochos olduğu anlaşılır.
DOĞU TERASI
Batı terasından 10 metre daha yüksektedir. Burada ayrıca bir de batı terasında bulunmayan 13,5 x 13,5 metre ebatlarında bir sunak vardır. Kralın doğum günü olarak verilen Ocak ayının 16. günü ve kralın tahta çıkış günü olan Ağustos ayının 10. günü kutlamalar yapılırdı. Ancak kralın doğum günü olarak verilen 16 Audnaios, Makedonya takvimine göre Ocak ayına denk gelir. Kısacası Temmuz ayının kralın doğduğu değil, ana rahmine düştüğü ay olduğu anlaşılır. Başka önemli bir detay da M.Ö. 97 yılında I.Antiochos’un 7 aylık bir bebek olarak dünyaya gelmiş olduğudur.
Bu özel günlerde ziyaretçiler, 2.150 metre yüksekliğindeki belirlenmiş yollardan ayin düzeninde Hierothesion’a çıkıyorlardı. Bu törenlerin giderlerini karşılayabilmek için, kraliyet ailesine ait özel mülkler Hierothesion’a tahsis edilmişti ve gelirleri de tapınağın kasasına giriyordu. Kralın ve atalarının kültü için görevlendirilmiş rahipler vardı. Törenleri de Pers kıyafetleri giymiş olan bu rahipler yönetirdi. Kutlamaların başlangıcında rahipler, önce sunaklardaki günlük odunlarını ve güzel kokulu otları tutuştururlardı. Arkasından konuşmalar yapılır, kurbanlar kesilirdi. Sonra tümülüsün önündeki teraslara kurulan masalardaki yiyecekler yenir, su eklenmiş şaraplar içilirdi. Yemekten sonra da erkek ve kadın müzisyenler eğlenceyi başlatırlardı. Müzisyenler profesyoneldi ve bu mesleğin da babadan oğla geçmesi için yasal düzenleme yapılmıştı. Törenlere ülkenin bütün yaşayanları ve kutlamalar esnasında ülkede bulunan herkes davetliydi. Misafirlerden ziyafet sırasında kullandıkları yemek tabaklarını ve kadehleri yanlarında götürmemeleri istenirdi. I.Antiochos’un kutsal kitabesinde, Kommagene ülkesi sınırları içinde başka kutsal yerlerden de konu edilir.
Doğu terasının tanrı heykelleriyle sunak arasındaki kısmında da iki yanı heykellerle çevrili bir alan bulunurdu. Kumtaşından yapılmış heykeller taştan oyukların içine yerleştirilmişti. Heykellerin arka yüzlerinde kitabeler vardı. Tanrı heykellerinden sunağa bakarken sağ tarafınızda kalan Güney kaidelerinde I.Antiochos’un baba tarafından akrabaları olan Pers kralları I.Dareios, Xerxes, Artaxerxes’in yanı sıra Samos, Arsames, Mithridates Kalinikos gibi Kommagene krallarının da heykelleri bulunuyordu. Solunuzda kalan Kuzey kaidelerinde de Büyük İskender’le başlayan ana tarafından önemli akrabalarının heykelleri görülüyordu. Ancak gerek zorlu iklim şartlarından, gerekse asırlar boyunca çevreye zarar vermiş insanlardan dolayı maalesef bu heykeller kayıptır. Zirveye çıkan ziyaretçiler, yeşile çalan kum taşından yapılmış ve cilalanmış oldukları için güneş ışınları altında pırıl pırıl parlayan bu kabartmalardan çok etkilenmiş olmalıydılar.
Sırtını tümülüse vermiş 5 dev boyutlu tanrı heykelini iki köşedeki aslan ve kartal heykelleri tamamlar. 9 – 10 metre boylarındaki tanrı heykellerinin ağırlıkları da 9 -10 ton civarındadır. Kommagene heykelinden hariç diğer heykellerin tamamı tiera denilen İran kasketleri taşır. Soldan sağa ilk heykel I.Antiochos’a aittir. İkinci heykel ismine Kommagene ülkesinin adının da eklendiği, bolluk ve bereket simgesi Tysche veya Fortuna’dır. Kommagene’nin tacındaki buğday tanesi, üzüm, kiraz, nar ve incir meyveleri bolluğu, üretkenliği simgelerler. Bereketli Kommagene topraklarının simgesi tanrıça Kommagene, zirvedeki tek kadın heykelidir.
Üçüncü heykel Zeus Oromasdes’e aittir. Oromasdes, Zerdüşt dininin efendisi Ahura Mazda’nın Yunanca adıdır. Zeus Oromasdes, Tanrı heykellerinin en uzun boylu olanıdır. Zeus’un göğsünde kıvrımlar oluşturarak sırtına atılmış olan pelerinini sol omzundaki iğne tutar. Dördüncü heykel Güneş ve Işık Tanrısı Apollon Helios Mithras’a aittir. Apollon, süslü bir başlık taşımaktadır. Kommageneler’in sona ermesinden sonra, Zeus ve Herakles’in taşıdığı kıyafetler de değişecektir. Roma egemenliğinde bu tanrıları Nemrut Dağı heykellerinde gördüğümüz Pers kıyafetlerinden çok farklı giysi ve başlıklarla görürüz. Ancak Apollon Helios Mithras, Roma devrinde de önem kazanmayı sürdürecek ve kafasında bir Frigya başlığıyla Roma lejyonlarının en çok saygı gösterdiği tanrı olacaktır. Mithras, sonrasında da genç Hıristiyan dini için hem düşman hem de ilham verici bir unsura dönüşecektir.
Beşinci heykel Savaş Tanrısı Herakles Artagnes Ares’e aittir. Sol elinde silah gibi kullandığı bir değnek tutar. Diğer heykeller gibi kafasında tacı ve kaba bir sakalı vardır.
BATI TERASI
Batı terasında heykeller dizisinden önce siyah kum taşı üzerine yapılmış kabartmalar görülür. Bu el sıkma sahneleri Perslerin dini törenlerinin bir parçasıdır. Her iki kenarda da bir aslan ve bir kartal heykelleri koruyucu gibi yerleştirilmişlerdir.
İlk kabartmada I.Antiochos tanrıça Kommagene ile el sıkışır. İkinci kabartmada bu defa de kral Apollon Mithras ile el sıkışmaktadır. Kral, ata binerken kolaylık olması için bacaklarının arasından iple bağlanmış bir merasim kostümü giymiştir. Hançerinin kılıfı yine 5 aslan başıyla süslüdür. Apollon da kral gibi giyinmiştir. Sol elinde bir kama tutan Apollon’un başlığı bir ışık demetiyle süslüdür.
Üçüncü kabartmada I.Antiochos bu defa Zeus Oromasdes’le el sıkışmaktadır. Zeus’un oturduğu tahtın iki yanında aslan kafaları vardır. Dördüncü kabartmada da yine I.Antiochos, değneği ve sırtında aslan postuyla canlandırılan Herakles Artagnes ile el sıkışır.
Kabartmaların en önemli sahnesi aslan horoskopudur. 1.75 x 2.40 ölçülerindeki bu levhanın orijinali Berlin Müzesi’ndedir. Bu kabartmanın dünyanın bilinen en eski horoskopu olduğu kabul edilir. Sağ tarafa doğru yürüyen aslan, 19 yıldızla bezenmiştir ve boynunda da bir hilal vardır. Aslanın hemen arkasındaki 3 büyük yıldız, Jüpiter ile Zeus Oromasdes’i, Merkür ile Apollon Mithras’ı, Mars ile de Herakles Artagnes’i simgelerler. Aslanın boynundaki ay Kommagene ülkesini, aslan da aslan burcunu sembolize eder. Kısacası aslan burcu zamanında ana rahmine düşen I. Antiochos, Zeus, Apollon ve Herakles’i simgeleyen gezegenler ile aslan burcunda buluşmuştur.
Eski Yunan inanışına göre, seçkin ve kusursuz ölümlüler tanrılar arasına kabul edilirlerdi. Sonra da takım yıldızı olarak insanlara ışık saçarlardı. I.Antiochos da büyük gezegenlerin yakın komşusu Regulus yıldızını, kral yıldızı ve kendi kişiliğinin sureti olarak seçmişti. Yıldız falının canlandırıldığı bu kabartmada Kral-Yıldız Antiochos, tanrısal takım yıldızları içine alınmıştır, yani Antiochos artık Tanrı kimliği almıştır.
Batı terasındaki tanrı heykelleri de Kral I.Antiochos’la başlar, Perslerin Anahita’sı ile özdeşleştirilen Kommagene, Zeus Oromasdes, Apollon Helios Mithras ve Herakles Artagnes heykelleri ile devam eder.
Batı terasında sunak yoktur. I. Antiochos’un atalarının kabartmaları da, vadiye bakarken solunuzda kalan tepenin eteğine ve heykellerin hemen karşısına yerleştirilmiştir. Bu kabartmalardan ancak birkaç tanesi günümüze ulaşmıştır.
VAKİT BULURSANIZ
Adıyaman – Malatya karayolu üzerindeki Perre Antik Kentini, nekropolünü ve kaya mezarlarını görmeye çalışın.
Adıyaman Müzesi küçük ama ilginç bir müzedir.
Gaziantep Müzesi’ndeki bazalt taşından Apollon steli de çok ilginçtir. Bu stelin tam olarak nereye dikilmiş olduğu bilinmiyor. Kabartmada, Apollon ışın demeti içinde kralı dinlemektedir. Geleneksel Apollon kabartmalarında elinde defne dalı tutarsa da, burada elinde İran’da kurban törenlerinde elde görülen ılgın ağacı dalı tutmaktadır.
Kahta’da baraj kıyısındaki Neşet’in Yeri’nde, patlıcan, soğan, dövme buğday, yoğurt ve zeytinyağı ile yapılan Balcanidev yemeyi unutmayın. Kevenk sarması, yarpuzlu köfte gibi bölgesel yemekleri de mutlaka tadın.
|