|
4 temmuz 2006 Tarihli Trt
Radyosundaki
"Söz Uçar" Adlı Programda
Hakkımızda Çıkan Yazı
Söz Uçar
Hazırlayan : Mahzun Doğan
Program No: 27 / Tarih 4 Temmuz 2006
Konu : Gezi Kitapları
Kanal: TRT Radyosu
Yayın Günü: Salı
Yayın Saati: İlk yayın : 00.05-00.20
Tekrar: 13.45-14.00
Merhaba!
Sevgili dinleyiciler, belli konular çerçevesinde, son aylarda
yayımlanmış kitaplardan söz ettiğimiz programımızda bu hafta,
gezi kitaplarını ele alacağız. Bu konuyu biraz da, içinde
bulunduğumuz yaz mevsiminin, tatil dönemi olması, gezi tutkunlarının
özellikle bu aylarda yollara düşmeleri nedeniyle seçtik. Çağımızda
iyice gelişen turizm sektöründe, acenteler, turizm şirketleri,
farklı yerleri gezmek isteyenleri yönlendiriyor, dahası rehberler
eşliğinde toplu gezi turları olanağı sunuyorlar. Ancak, başka
gezginlerin gezi notları, kitapları da yolunuzu aydınlatacak,
gezdiğiniz yerleri, gördüklerinizi daha iyi algılamanızı sağlayacaktır.
İlk kitabımız 1970'li yıllardan bu yana turizm rehberliği
yapan, bu nedenle de Türkiye coğrafyası bir yana, birçok ülkeyi
yakından tanımış bir gezginin yazılarını içeriyor. Rehber,
gezgin ve aynı zamanda edebiyatsever olan, gezdiği ve turistleri
gezdirdiği yerleri şairleri, yazarlarıyla da bir bütün olarak
düşünen Bülent DEMİRDURAK, izlenimlerini ''Yuvarlak
Dünyanın Beş Köşesi'' adıyla kitaplaştırdı. Yapıt, Gita Yayınları'nca
ulaştırıldı okurlara.
Bülent DEMİRDURAK, kitaba yazdığı ''önsöz''de, içindeki
gezi tutkusunun doğuşunu e bu tutkunun güzelliğini bakın nasıl
anlatıyor:
''Dünyanın en güzel okullarından birindeki ilk öğrenim yıllarımda
İstanbul Boğazı'nın lacivert sularından geçen gemilere baktıkça
hep uzaklara gitmeyi düşlerdim. Yaşamdaki en güzel şeylerden
birinin de gerçekleşen rüyalar olduğunu daha sonraki senelerde
çok iyi anladım. Yetmişli yıllarda ülkemde başlamış olan yolculuklarım
bugün hâlâ sürüyor ve hiç bitmesini istemiyorum. Gelip geçen
yıllar içinde de kendimi dünyanın farklı köşelerinde buldum.
Gittiğim her yerde beni mutlu edecek şeyleri aradım. Hiçbir
gün kendime 'yüz ülkeye gidilmeli' gibi az anlamlı hedefler
koymadım. Öyle ya gizemli Hindistan da bir sayılıyor, küçücük
bir tropikal ada da. Meksika'yı gezerek bitiremezsiniz ama
dünya coğrafyasında eni boyu birkaç kilometre olan birçok
ülke var. Kimi ülkelere gidip gitmemeniz önemli değil ama
kimilerinden ayrılmak istemezsiniz. Ancak hepsinin ortak paydası
insanıdır.''
***
Bülent DEMİRDURAK, kitabının ''önsöz''ünde
bunları söylüyor. Gezdiği ülkeleri, oralardan izlenimlerini,
yaşadıklarını paylaşmadan önce ise, ''Nereden Nereye?'' başlıklı
bir yazıyı sunuyor okurlarına… Usta romancılarımızdan Peyami
Safa'nın sözlerini alıntılamış bu yazının başına… Bakın, ne
diyor Peyami Safa:
''Yaşlanarak değil, yaşayarak tecrübe kazanılır.
Zaman insanları değil armutları olgunlaştırır.''
Yaşadığımız yılların çokluğu ya da fiziksel yaşımız değil,
o yılları nasıl yaşadığımızın önemi vurgulanıyor bu sözde.
DEMİRDURAK, bu alıntıyla başlayan yazısında, Türkiye'de,
1970'li yıllardan bu yana turizm alanında yaşanan gelişmeleri
özetliyor. Bunu, acente, turizm firması, otel işletmeleri,
yatak kapasitesi gibi konulardaki istatistiksel verilerle
yapmıyor. Bir turizm rehberi olarak, işine başladığı ilk yıllarda
yaşadıkları, çektiği zorlukları anlatarak koyuyor ortaya…
Böylece, yaklaşık otuz yılda alınan yolu, adeta yan yana konulmuş
fotoğraf karelerinin somutluluğuyla gösteriyor okuruna… Nereden
nereye geldiğimizi,,, Otuz yılda ne kadar önemli bir yol aldığımızı
gösteriyor.
Bu yazıdan sonra, adeta, ''Buyrun, otuz yılda gezdiğim ülkelerden
izlenimlere...'' diyor ve başlıyor yolculuk… İlk durak, çocukluk
yıllarında okuyup unutamadığı Robinson Crusoe'nin ve başucu
şairlerinden Pablo Neruda'nın ülkesi olan Şili oluyor… ''Yaz
aylarının nemi ile giderek ağırlaşan Santiago sabahında havaalanından
şehre doğru yola koyuluşunu'' anlatırken, okurlar da o yolculukta,
onun yanında, rehberlik yaptığı turistlerden biri gibi duyumsuyor
kendini. Santiago sokaklarını, bulvarlarını, kentin eski mahallesini
anlatıyor. Bu kentten sonra sırayı, Şili'nin ikinci büyük
kenti olan Valparaiso alıyor. Aynı zamanda, ülkenin en büyük
limanına sahip olan bu kenti ise, Göller Bölgesi izliyor.
Puerto Varas'ta, ''küçücük şehrin tertemiz sokakları, karlı
dağlar ve mavi göl suları ile sanki birbirine karışmış''tır.
Göller Bölgesi gezisini, Seno Eyre fiyordu ile buzulu izliyor…
En unutulmaz gezilerden birisidir yaşadığı. Ve yolculuk, Atlas
Okyanusu'ndan ''Uyumayan şehir Buenos Aires''edir… Ayrı bir
başlık altında, ayrı bir yazı olarak anlatıyor bu kenti… Bu
yazısının başına da, dünya edebiyatının en önemli yazarlarından
Jorge Luis Borges'ten bir alıntı yapmış:
''Bilinmeyeni keşfetmek, yalnızca Sinbad ya da Kopernik' vergi
değil. Her insan bir kaşiftir.''
***
Bülent DEMİRDURAK, Buenos Aires'den
öylesine etkileniyor ki, kenti anlatmadan önce, şu tümceleri
kaleme alıyor:
''Kimi şehirler vardır, gezersiniz, dönersiniz, aklınızda
hiçbir şey kalmaz. Kimi şehirler vardır, gidersiniz, sokağa
bile çıkarken titrersiniz, bir daha uğramayı aklınızdan geçirmezsiniz.
Kimi şehirler vardır, çok mutlu olursunuz, çok seversiniz,
hatta kimilerinde çok özel anlar yaşarsınız. Kimi şehirler
vardır, bambaşkadır, tanıdıkça ruhunuzu bulursunuz, gönlünüzü
bırakırsınız. Örnek mi? Alın işte Buenos Aires. Gitmeden unutmayın,
bir parçanızı bırakacaksınız, geri dönmeden özleyeceksiniz,
buna artık siz ne derseniz deyin ama ben galiba birazcık sevda
diyorum.''
Yazarın bu kente ilişkin izlenimleri mi? Üzerinde on altı
şeritte trafiğin aktığı, dünyanın en geniş bulvarından dört
yüz kırk dönüm büyüklüğündeki Palermo Parkı'na kadar birçok
yerden söz ediyor. Meydanlarından opera binalarına, müzelerine
kadar… Ve diyor ki, ''Arjantin'den Tango Şov izlemeden dönmeyin.''
Zaten, sonraki yazısı da tango üzerine…
Kitapta anlatılan ülkeler arasında, Arjantin'den sonra Meksika
geliyor. Belli ki, defalarca gitmiştir bu ülkeye… ''Ne zaman
Meksika'ya gitmek için çantamı hazırlamaya başlasam içimi
tanımı olanaksız duygular kaplar.'' Tümcesiyle başlıyor, Meksika'yı
yazmaya… Bu ''tanımı olanaksız'' dediği duyguları, tanımlamaya
çalışıyor ama… Nasıl mı? ''Gönlümü asırlarca savaşacak kadar
cesur ama kırmızı saçlı bir adama teslim olacak kadar kaderci
insanların ruhu kaplar'' diyor. Sonra da ekliyor:
''Her seyahatin sonunda da bu harika ülkeye biraz daha bağlanırım.''
Sonra, Mexico City'yi anlatıyor. Dünyanın en kalabalık kentini…
Londra ve New York'tan iki kat daha geniş olan Mexico City'yi…
Moskova'daki Kızıl Meydan'dan sonra , dünyanın ikinci büyük
meydanı Zocalo Meydanı'nı… Yazarın söylediğine göre, bütün
ülke, bu meydana öylesine hayranmış ki, Meksika'daki bütün
kentlerin ana meydanları bu adı taşırmış.
Yalnızca meydanlar, bulvarlar, sokaklar, binalar değil elbette
anlattığı… Kentten insan manzaralarını ve Aztekler'in tarihteki
serüvenini de paylaşıyor okurlarıyla yazar.
DEMİRDURAK'ın kitabının sayfalarını çevirdikçe, Mısır'dan
Hindistan'a dek değişik ülkeler ve Şam'dan Madrid'e birçok
kentten izlenimler, anılar, tarihsel bilgilerle karşılaşıyorsunuz.
Bazen şaşırıyor, bazen gülümsüyor, bazen hüzünleniyorsunuz.
Hele de o ülkeleri, kentleri görmüşseniz… Görmemişseniz, görme
arzusu doğuyor içinizde…
***
<< BASIN SAYFASINA DÖNMEK İÇİN
BURAYA TIKLAYINIZ
|