KEMAL SUMAN'IN YANITI
02.06.2010 17:39:37
Değerli Galatasaraylı dostlarım,
Bu yazıyı hazırladığım günlerde 68 yaşım bitiyor. Bu yaşamın 56 yılı Galatasaray dünyası içinde geçti.
Benim dönemimden bir gurup insan okuldan hiç kopmadan bu süreyi beraber geçirdiler. Okul, Cemiyet, Pilav, Dernek, Kulüp, Kuruçeşme, Ali Sami Yen, Kalamış, Florya arasında geçti ömrümüz.
Bu süreç içinde kimse tarafından karaktersizlikle suçlanmadım. Hep alnım açık, dürüst ve güvenilir bir Galatasaraylı olmanın gururunu taşıdım. Ancak bundan bir süre önce bir Galatasaraylı tarafından bu sıfata uygun görüldüğümü duydum. Önce aklıma, gözlerime, sonra kulaklarıma inanamadım. Bu söylentiler giderek arkadaşlarıma ve Galatasaray Kulübü Divan Başkanına dek uzandı. Her türlü Galatasaray terbiyesi, saygısı ve geleneğinden uzak bu talihsiz yazıları, söz konusu kişinin internet sitesinden bulup okuyabilirsiniz.
Bu suçlamalara gerekli cevapları kendine doğrudan verdim.
Değişik Galatasaray platformlarına yolladığı yazılarda link vererek bu yazıların okunmasını sağlama çabasını sürdürdüğünden, bana da bu cevap ve sizlere açıklama hakkı doğdu. Kendime ait bir sitem olmadığından, bu açıklamaları ve benden aldığı cevabı, beni kendi sitesine davet eden Bülent Demirdurak aracılığıyla sizlere duyuruyorum.
Arkadaşlar, 46 yılım turizm sektöründe geçti. önce otelcilik, sonra rehberlik, büyük turizm acentalarında yöneticilik yaptım. Daha sonra, 1975 yılında Net ve 1976'da Retur'da kurucu olarak yönetimlerin en üst mertebesinde görev aldım. Şu anda da Retur A.Ş, Retas A.Ş, Ekvator A.Ş ve Urla Pera Otelcilik Ltd nin yönetim kurulu başkanlığı görevini yürütüyorum. Bunlara paralel olarak, geçmişte 10 değişik acenta da hep kurucu ve yönetim kurulu üyeliklerinde bulundum.
Bu sektöre girdiğimde bana iş verip, yol gösterenler çoğunlukla Galatasaraylı büyüklerim oldu. Ferit Epikmen'i , Ömür Çağlar'ı, Boğaç Yar'ı ve Ergun Göksan'ı rahmetle anarım. Sıra bana gelince, ben de onlarca Galatasaraylı'ya yol gösterdim, destek oldum.
Ancak, rehber ve personal seçimlerinde kompleksli, aşağılık yapıda, karaktersiz, ahlaksız, terbiyesiz, mızmız, dedikoducu, kıskanç, yalancı, müfteri, ruhi dengesi şüpheli, huysuz, uyumsuz, hırçın ve sinirli, eleştiriye kapalı ve tahammülsüz, çevresince sevilmeyen ve istenmeyen, çok hırslı, paragöz, ukala, kibirli, giyimine itina göstermeyen, gömlek ve pantalonu ütüsüz, işe sürekli geç kalan, Kadıköy'de oturan (geç kalırlar diye...), özellikle ağzı, nefesi ve koltuk altları kötü kokan, deodoran kullanmayan, her gün traş olmayan, tırnakları uzun ve bakımsız, dişlerini iyi fırçalamayan, gözleri çapaklı, aşırı sivilceli, ayakkabıları boyasız, paytak paytak yürüyen, adice zamparalık peşinde koşan, siyasi görüşleri bana uymayan, dil yetersizliği olan, ailesi ile geçinemeyen, karısını muntazam döven, terbiye etmek için çocuğunun boynuna tasma takan, her konuda fanatik ve benzeri özellikleri olanları, Galatasaraylı olsalar da çalıştırmazdım.
Bu kadar olumsuz özellik taşıyan ve bu tariflere "cuk" oturan biri olmak kolay değil. Geçmişte bu kriterler nedeniyle benimle çalışamamış biri varsa ve yarın bugün benden intikam almak için benzer yazılar döşenirse, hiç şaşmam...
Beni karaktersiz olmakla suçlayan kişiyi, karaktersizliğimi sözüm ona ortaya koyduğu 3 olayın, ilk iki tanesinde doğru dürüst tanımıyordum bile! Mevcudiyetini göz aşinalığından zar zor bildiğim, ancak adını dahi bilmediğim bir dönemde, ona olması maddeten imkansız kötülükler yaptığımı iddia ediyor. Örnek olarak verdiği üç olay da tamamem uydurma ve gerçeklerin tam tersidir. Bir an için bunların gerçek olduğunu kabul etsek de, bunlar hiç kimseye, başka birisine onun mensubu olmakla gurur duyduğu bir kurumun adını da kullanarak saldırma hakkını vermez.
Bu kişi, benim dışımda 2 başka Galatasaraylıya da bu karaktersiz sıfatını uygun görmüş. Bu iki Galatasaraylı bu kişinin yakın dönem arkadaşları. Biri yaşını başını almış ünlü bir profesör, diğeri saygın bir iş adamı,
Söz konusu yazıların ve iddiaların sahibi, yazılarında anlattığı masallardan birine göre, asistanlık sınavı sırasında kendi yazmamış, karaktersizlikle suçladığı bu arkadaşına tam 5 sorunun 4.5 tanesini yazdırmış!!! Sonra da çocukların bile güleceği bir dedikodu nedeniyle, akademik kariyerinin önü kesilmiş ve üniversiteden yollanmış... Neymiş bu dedikodu? Onun için biri "Demirelci" demiş! Bu nedenle akademik kariyeri bitmiş... Hadi canım sen de!! Böyle sınavlar can pazarıdır, 60 tane asistan doçentlik yolunda, kimseye fısır fısır 4.5 tane sorunun cevabını başkasına yazdırtmaz, orası lise değil! Ayrıca Galatasaray karakteri bunu mu gerektiriyor? Hangi Galatasaraylı sınavda yardım ettiği arkadaşını 40 yıl sonra internet sitesinde satar, jurnal eder ? Bu mu arkadaşın anladığı karakter?
Karaktersiz 3. Galatasaraylı ise, bir büyük gözlük ithalatçısı. İddia sahibi olan, kıymeti ve karakteri kendinden menkul kişi, bu gözlük ithalatçısı Galatasaraylıya, Fransa'da tanıdığı bir bir büyük şirketin sahibi ya da yöneticisi, her ne hal ise birinin ismini vermiş. Bir süre sonra da bu ithalatçı, o şirketin Türkiye temsilcisi olmuş. Bunun üzerine bizimki bozulmuş, meğerse bu yardımı karşılığında (ve de ortaya DA para koymak suretiyle...) o gözlük ithalat şirketinde ve dükkanlarında
% 33 oranında ortaklık beklemekteymiş. "Olur mu öyle şey!" denince de, almış eline kalemi ve "al sana bir karaktersiz daha diye döktürmüş!"
Arkadaşlar, bir doktor, elli metre ötedeki bir gözlükçüye ortak olur mu? Bu etik bir şey mi? O zaman alt kattaki eczaneye de ortak olsun, al gülüm ver gülüm, yaz reçete, sat ilaç, gözlük geçinip gitsin...
"Sayemde bok gibi para kazanıyor" dediği Adam, vaktiyle ona Nişantaşı'nda ne kadar müşterisi varsa, hasta diye yollayan adamdır. Esas onun ve benim sayemizde Nişantaşı gibi bir muhitte para kazandı. Salça dediği arkadaşı ona müşteri, ben de en merkezi bir yerde ona iş yeri sağladık.
Bu kişi beni 3 konuda suçluyor. Aşağıda bu konularda ona verdiğim çok detaylı cevap var. Ancak özet olarak neyle suçlanıp, karaktersiz Galatasaraylılığa uygun görüldüğümü özetleyeyim:
1- Bu kişi henüz 17 yaşındayken, sahibi GS'lı bir seyahat acentasına rehber (!) olarak iş istemeye gitmiş. O yaşta nasıl rehber olunuyorsa!!! Ben de oradaymışım, ve 17 yaşındaki bu delikanlıyı nereden tanıyorsam, acenta sahibine "ittiret bunu" demişim...
Bu hikaye tamamen hayal mahsulü, ya da beni başka birisiyle karıştırıyor. 41-42 yıl önce geçtiğini iddia ettiği bu olayda onun için ".ittiret bunu" diyen ben değilim. Keşke deseydim, ama henüz o sıralar bunu demek için gerekli bilgi ve kanaate sahip değildim. Başına o tarihten önce gelmiş, olası nahoş başka olaylardan da beni sorumlu tutmamış olmasına doğrusu sevindim. Başına kötü ne geldiyse hep çevresinden gelmiş sandığı için doğrusu korktum...
2- Bu kişi Net'in halı bölümünde çalışmış. Satış yancısı mı, satış yamağı mı bilmiyorum. Net'te de 2 adet hissesi varmış... Net Genel Kurulu seçimlerinde bana rey verdi diye Besim Tibuk bunu işten atmış. Bana rey verdiği de yalan ama, verdiyse de haberim yok Bu durum beni karaktersiz yapıyor...
Yahu ben Net'in en güçlü iki isminden biriyim, seni tanımıyorum. Benim gözüme 10 dakika takıldıysan, sana merhaba dediysem, sebebi tek kaliten olan GS diplomasıdır. Kim senden, seni adam yerine koyup da 2 hisse karşılığı rey ister?
Seninle bir dakika olsun bunu konuştum mu? O dönem sen kimsin, (halı yancısı, satış çırağı ...) ben kimim?
Ayrıca, senin için o tarihten yıllarca önce "ittiret bunu..." diyen adam, bu sav doğru olsa seni işe aldırır mı?
Gerçeğe dönersek, işten atılması seçimlerden çok önce ve nedeni işe yaramaması. O dönem yönetim kurulunda olanlar bana şimdi hatırlatıyorlar ki, bu kişiyi ismini bile bilmeden, sırf GS'lı olduğundan korumak için, Besim Tibuk'la kavga bile etmişim.
İşin en trajik yanı da, hiç ama hiç utanmadan bana rey verdiğini söylemesi. Meğerse, bana karşıt gurupta aktif olarak çalışmış ve bana seçimi kaybettirmek için gayret göstermiş. Şimdi tutmuş utanmadan "senin hırsından işimden oldum " diyor. Böyle bir yalan, böyle bir iftira kimin başına gelir? Sen adamı koru, Besim gibi biriyle kapış, adam tutsun 31 sene sonra sana iftira etsin olanların tam tersini söylesin, söylese iyi, bir de tutsun internet sitesinde seni bu nedenle karaktersiz ilan etsin! Gözünü sevdiğiminin "karakter" kavramı, sen kimlerin eline kaldın?
3- Bu kişi 10 milyonluk Istanbul kentinde tesadüfen (!) tam benim odamın yanında ve ortak olduğum başka bir odayı benden habersiz tutuvermiş... Benim öbür ortak, lokantası olmayan bir otelde geçen bir zeytinyağlı dolma meselesinden dolayı buna sempati duyuyormuş, o nedenle benim "şaşkın bakışlarım altında" ve
Sanki bana inat odayı buna vermiş... Sonra da tutmuş o odayı bana satmış... Vallahi ayıp etmiş. Beraber yalancı dolma yiyen bir dost, adama böyle kazık atar mı? Neyse böyle olunca ben buna, " kardeşim burası ile, benim odalarımın arasında bir duvar var, işim büyümekte, ileride buraya ihtiyacım olacak ama, sen 5 sene kira vermeden otur sonra burayı bana bırak" demişim. Bana güvenmemiş, avukatına güvenmiş ve bana " ben buradan çıkmam" demiş. Bunun üzerine ben de onu iki ayrı dava sonunda şutlamışım. Şimdi tutumuş "benden 5 sene peşin kira istedi diyor. Tam tersi! "ben 5 sene beleş otur" demişim. Bu DA mahkeme zabıtlarında var, yemin ederim bunu söyledim ve mahkemede inkar etmediğim Için de ilk davayı kaybettim.
Karaktersizliğimin 3. kanıtı bu!...
Kendine verdiğim cevaplarda özellikle bu suçlamalara çok detaylı açıklamalar yaptım, bunları okumanızı rica ediyorum.
Bütün bunları neden yazıyorum? Bu itham bana çok ağır geldi. Bunu hiç haketmedim. Galatasaray dünyası benim tek dünyam. Ben Lions değilim, ben Rotaryen değilim, ben Mason değilim. GS ve koleksiyonculuk dışında hiç bir dernek ya da kuruluşa üye değilim, mezun olduğum yüksek okulun derneğine bile üye değilim. Kimseye çamur atmadan, dedikodu yapmadan, bir kuruş çalmadan yaşadım. Benim dönem arkadaşlarım bunun en canlı şahididir, Galatasaray dünyasının en önde gelen isimleriyle yıllar boyu arkadaşlıklar, ortaklıklar yaptım. Son ortağım rahmetli Özhan Canaydın'dı. 55 sene bir gün tartışmadık, birbirimizi kırmadık, onu çiçekler içinde kabrine taşıdım.
Bu alçaklığı kabul edemiyorum ve ölene kadar da kabul etmeyeceğim.
Lütfen bunları okuyun ve karaktersiz kim siz karar verin.
Sevgilerimle,
Kemal Suman
Ahmet,
Sana ilk ve son yolladığım yazılara doğru dürüst bir cevap alamadım. Verdiğini zannetttiğin cevap ise, cevaptan çok sitendeki yazının arkasında durduğunu gösteren bir kanıt. Şimdi sana ilk ve son yolladığım yazıları son gelişmelerleri de ekleyerek yineliyorum. Bunu yapmaktam amacım, söylediklerimi tekrardan çok, bu son yazının bir belge olarak kalmasını sağlamak.
Son günlerde GSL Turizm Forumu'na yolladığın, imaj tazeleme amaçlı çok şirin yazılardan ilkinin üst tarafındaki bölümde yer alan konular arasında bulunan "GS Lisesinden de Karaktersizler çıkar" başlığını, bilerek ve provokatif amaçla koyduğun anlaşılıyor. Bu şirin yazıları derlesen iyi olur, içlerinde oldukça bayat ve hemen her rehberin başından geçmiş olaylar olsa da, gene de başka bir amaca servis etmedikleri sürece okunabilir nitelikteler.
Gelelim, lütfedip bana sonunda 22/5 /2010 tarihinde verdiğin cevaba. Burada da önemli yanlışlar var. Ben sana hiç bir yazımda "sitene koyduğun yazıları Divan Başkanına ulaştırdın" demedim. Bundan şüphe ettim ama, bunu sadece Atilla'ya söyledim. Şimdi anlaşılıyor ki, bunları sen doğrudan yollamamışsın ama, biri senin adına servis etmiş... Bu günlerde zaten benzer şeyler ülkemizde de oluyor, demek biri senden habersiz bunu yapmış (!)
Bunun neresi özür gerektiriyor?
Sitendeki yazılarında çok sayıda hata var. Bunlara artık yalan demiyeceğim, çünkü senin formasyonunda birinin bu yalanları bilerek yazması olacak şey değil. Ancak bunları böyle hatırlıyor olman halinde bu mümkün. Ama bu durum da GS terbiyesi içinde yayımladıkların ele alındığında, gene olmayacak ve kabul edilemiyecek bir tablo ortaya çıkıyor. Yazdıkların doğru da olsa, bunları böyle bir anlatım dili ve uslubuyla yazman doğru değil.
Olayları böyle hatırlaman ise, vahim ve ancak çok esaslı bir ruh depremi sonucu oluşabilecek bir durum.
Psikiyatri uzmanı Prof. Engin Geçtan'ın "İnsan Olmak" başlıklı çalışmasını okursan, bazen insanların 25-30 yıl gibi sürelerden sonra, aslında haksız oldukları konuları kafalarında yeniden şekillendirerek, kendilerini haklı hale getirdiklerinin örneklerini göreceksin. Ama bu da sağlıklı bir ruh halinin işareti değil.
Şimdi gelelim yazındaki esaslı yanlışlara;
Sen 1973 yılında rehber olmuşsun. Ferit ağbi Laleli'de caminin altında bulunan büroyu 1970 yılında terk etti ve Şehit Muhtar 'daki ofise geçti. ( Ferit ağbinin oğlu Rıza Epikmen halen Trans- Orient'te, o zamanlardan kalma elemanları Fikret Demirci'nin telefonu da 0536 7432701, bu hususları daha yeni teyid ettirdim, şüphen varsa sorarsın). Bu durumda sen rehber olmadan 3 yıl evvel o büroya gelmiş ve bana rastlamış oluyorsun... Hem de daha lise 11 ya da 12. sınıftayken!!!
Bu büroyu bir şekilde bildiğin anlaşılıyor (ya Ferit ağbinin resim albümünde gördün, ya da biri sana anlattı) ancak Ferit ağbi o üst kata pek çıkmazdı. Orada bazen yazları çalışan bir sekreter, bazen de haftada 2-3 gün gelen muhasebeci olurdu. Zaten o kattaki evrak da sadece muhasebeye aitti. Rahmetlinin, gelip gideni çok olduğundan zaten yukarı kata çıkması pek olası değildi. Kocaman gövdesi ve boyu da buna uygun değildi. Rehberlerle de ya ben, ya da Ali Kaçel ilgilenirdik. O dönem orada 5 GSlı rehber çalışırdık ve herbirimize senede 1-2 iş ancak çıkardı. Yani gelmiş ve bana orada anlattığın gibi rastlamış olsan, zaten sana zaten iş veremezdik. Ferit ağbinin rehber olmasına daha 3 senesi olan birine değil, 2-3 yıllık rehberlere bile iş verdiği görülmüş şey değildi. Ayrıca, seni hiç tanımayan ben neden senin için böyle konuşmuş olabilirim ki?
( Atilla Şalcıoğlu'ndan gelen bilgilerden anlıyorum ki, lise yıllarında turizm dalında çalışmışsın. O yaşta birine kimse rehber demez! Varsa da ben görmedim. Ancak burada yazdığın hayal mahsulü olay, sana göre 1969 yılında geçmiş oluyor... (kendini o günlerde rehber sayman da ilginç...)
Soru 1-Seni gene akıl ve mantığa davet ederek soruyorum. O sene 17 yaşlarında olmalısın. Benin gibi senden başkasından benzer suçlamaları yaklaşık yarım asır duymamış biri neden, daha evvel tanımasına olanak olmayan o yaşta bir delikanlı için böyle konuşabilir?
Senin için, çok sonraları ve 1976 yılında sadece Onur'a pek olumlu konuşmadığımı hatırlıyorum, sebebi de evvelki yıllarda ben Tura ve Morava da şef iken, kadro yapımları sırasında seni tanıyan GS'lı rehberlerin, "aman ağbi bu adamı yaklaştırma, huzurumuzu bozar" demiş olmalarıydı. Yoksa seni tanımıyordum bile... Bununla beraber ortağım ve çok iyi arkadaşım olan Onur'un kadrosunda çalışman beni rahatsız etmedi. Tarifine uyan biri olsaydım, o işini de bozardım! Ayrıca, arkadaşlarının, bugün haklı çıkan o günkü uyarılarını çok dikkate alsaydım, ileride İbrahim Bey'e ait sandığın o odayı da sana vermezdim.
Bundan sonraki çarpıtman Net ile ilgili. Ben, seni Net'ten hiç hatırlamıyorum. Ne bir ortak NE de bir çalışan olarak. Yazından anlaşılacağı gibi, senin işini bozacak kararlılıkta olsam, seni zaten işe aldırmazdım. Ancak Net'teki işini kaybetmen yazında ima ettiğin gibi değil de, Atilla'ya anlattığın gibi seçimde bana rey vermen ve Besim'in buna bozulmasıysa, benim günahım ne? Ne zaman ortak olduğunu da araştırıyorum, benim elimdeki belgelerde ismin geçmiyor. Belki de bilmediğim 2-3 ortak arasındaydın ve seni hiçbir zaman hesaba katmamıştım. Ne zaman çalıştığını İlhan Uçak da hatırlamıyor. Bizim için önemi olan biri olsaydın, en azından seçim öncesi bir iki toplantıya çağrılmış olurdun. Eğer o sıralar (şimdi unutmuş olabilirim) seni biliyor ve GSlı olmana rağmen, sırf orada çalışan biri olduğundan bu kavgaya seni sokmamışssam, beni takdir etmen gerekirdi. Çünkü o savaşta Net'teki tüm GSlı ortaklar hiçbir çıkar hesabı yapmadan benden yana olmuştu. Senin ortaktan önce, bir çalışan olduğunu hesaba katmış olabilirim, yani seni korumak adına bu kavgadan uzak tutmuş olabilirim, bu durumda da yazdıklarından utanman gerekir. O sırada ne seni biliyor, NE de senden rey bekliyordum. Aramızda hiç böyle bir konuşma geçti mi? Şimdi lütfen Net ile ilgili yazdıklarını bir kez daha oku. Benim hangi hırsım senin işine son verilmesini doğurur?
(Şimdi anlaşılıyor ki, sen zaten o seçimlerde bana rey vermemişsin. Serdar Oğuzoğlu ve Adil Ercan'la birlikte, aleyhimize kulis yaptığını öğrendim. Üstelik Besim'in seni Net'ten uzaklaştırması senin de "Zaruri açıklamanda" ve 22/5/ 2010 tarihli mailinde belittiğin gibi, 1978 yılında olmuş. Sana bu tarihin ay ve gününü defalarca sorduğum halde cevap alamadım, sözünü ettiğin bordoroda inşallah vardır.
Senin sözünü ettiğin seçim 1979 yılının 9 Şubat günü yapıldı. Yani sen işten atıldıktan yaklaşık 6 ay sonra!
Üstelik şimdi bana hatırlatıldığına göre 1978 yılında halıda çalışan bir GS'lının Besim tarafından işten atılmasına karşı çıkmışım ve uzun tartışmalar olmuş. Sakın, işten atılmasın diye Besim'le kavga ettiğim GS'lı sen olmayasın
(Seni o dönem tanımamakla beraber, işten atılmanı önlemek için Besim'le kavga ettiysem ve sen yıllar sonra bana senin hırsından ötürü işten atıldım diyorsan, buna artık yalan, iftira demek de yetmez. Seni ancak Allah cezanlandırabilir, Günah yahu bu yaptığın!!)
Atilla'ya atılmanı engellemek amacıyla yapılan toplantıyı ve konuşulanları hatırlıyor mu diye bir sor. Hatta konuşabiliyorsan bunu Besim'e de sor. Net'in o dönemki yönetim kurulu üyelerinin tamamı bildiğim kadarıyla hayatta, aralarında belki bu konuyu hatırlayan vardır...
Sadece bu yalanın bile geri kalan iftiralara inanılmaması gerektiğini gösterir, ama ben mücadeleyi sürdüreceğim.
Şimdi gelelim soruya:
Soru 2- Nasıl oluyor da, seçimden çok önce işten atıldığın halde bunu seçimden sonra atılmış gibi gösteriyorsun?
(Bunu sana defalarca sormamın nedeni, sana bir kez daha 1978 dedirtebilmek içindi, şimdi tamam 2 .kez bu tarihi konfirme ettin. Evet ben artık ihtiyar sayılırım ama, bazı tarihleri galiba senden iyi hatırlıyorum, seçimin tarihini olduğu gibi!)
Benim büromun yanındaki odayı kiralama olayına uygun gördüğün senaryo çok ilginç. Demek sen, İbrahim Bey'in otelinde gurubuna yemek verdin! 1985-86 yılına dek, o otelde bırak restoranı, kahvaltı verecek yer bile yoktu.
Seni İbrahim Bey'e ben yolladım. O da İbrahim Bey'e ayıp olmasın diye. O odayı sana ben göstermesem nereden bilecektin ki? İbrahim Bey senin kiraladığın odanın, sadece %40 hissesine sahipti. Gerisi %20 Teoman Ermete ve bana atti. İbrahim Bey'in benden habersiz, benimle ortak olduğu odayı sana zeytinyağlı dolma sempatisinden ötürü vermesine olanak var mı? Hem de, benim şaşkın bakışlarım arasında??? Pes Vallahi!
İbrahim Bey'le benim ilgim, İbrahim Bey'in otelinin yıkılıp yeniden yapılması projesine ortak olma kararımızdan doğmuştur. (Bizim dostluğumuz yalancı dolmadan gelmiyordu...) Bu fikri ona otelci olan Teoman Ermete vermişti. (Teoman Ermete de hayatta) Ben zaten Teoman'la ITA TOUR adlı bir şirkette ortaktım ve bu şirket gene bizim katta bulunuyordu. İbrahim Bey'in katılmasıyla bu şirketin adını HITAŞ'a çevirmeyi ve bu otelin yönetim ve pazarlamasını bu şirket üzerinden yapmayı planlıyorduk. Bu amaçla gene benin katımdaki iki odayı satın aldık. Biri en başta, diğeri senin kiraladığın oda.
Kısa bir süre sonra İbrahim Bey'in akciğer kanseri olduğu anlaşıldı, çok önemli ailevi sorunları ve ölümünden sonra çok karışık olacağı belli veraset problemleri vardı. Bu durumda bizimle ortaklıktan bizi hiç kırmadan vazgeçti. Biz HİTAS'ı gene de kurduk. Odalar bu nedenle boş kaldı. Ama senin sandığın gibi 5 sene değil, sadece 3-4 ay.İbrahim Bey ön odayı, oğlu Mehmet adına almıştı. Otel inşaatına bizsiz girişince, önce bana bu ön odayı satmak istedi. Ancak Mehmet o sırada tahsil için İngiltere'ye gitmişti ve babasına bu satış için gerekli vekaletnameyi bilerek vermedi. Ben de ön odayı istiyordum ama, arka oda hem daha ucuz ve hem de ilerde benin diğer odalarımla birleşmesi açısından daha uygundu.
Sonunda ben, her iki odadaki %40 hisseyi satın aldım. Ama senin anlattığın gibi, bana bu odayı satarsan ötekinin yarısını peşin veririm gibi masallar hiç olmadı. Ön odanın da parasını verdiğim halde, tapusunu yıllar sonra Mehmet İngiltereden gelince ve 1989 yılında alabildim. Sana "5 yıl bedava otur, sonra çık" dediğimde, benim ön odayı almama bu nedenle zaten hukuken imkan yoktu. Mehmet halen otelin başında, yeniden zeytinyağlı ya da yalancı dolma yemek istersen oraya gidebilir, bunları da sorabilirsin. Ayrıca İbrahim Bey'le zeytinyağlı dolmadan doğan muhabbetin bu kadar iyiydiyse neden adamdan ön odayı istemedin? O oda da seninle aynı zamanda boşaltıldı. Orayı da yazında belittiğin gibi, benim ortak olmasına rağmen, sana "benim şaşkın bakışlarım altında" veriverirdi! Bu odanın satış kayıt ve tarihleri tapu dairesinde var, İbrahim beyin oğlu Mehmet ve o günkü ortağımız Teoman Ermete de hayatta, onlara gidip burada söylediklerimi tahkik edebilirsin.
Yazında zaten odanın bir tanesinin benimle ortak olduğunu kabul ediyorsun, adam o zaman neden benimle ortak olduğu odayı değil de, öbürünü satmaya çalışsın? Mantıklı olanı ortak olduğum odanın hissesini almam değil mi?
Ama iki oda da aynı hisselerde ve bir tanesi benim duvarıma bitişik olunca, doğru olanı bana bitişik olanı almamdı.
Sen bu durumu sana anlattığımda ilk sözün."Beni rahatsız etmek için mi bu odayı aldın?" oldu. Artık bakıyorum bu konuya değinmiyorsun. Hani "öbür odayı da ver, hisseni peşin alayım" masalına...
Ayrıca günler boyu bizim ofiste bilgisayar oynadığını da unutmuşsun.
Senin için daha 17 yaşında delikanlıyken "ittiret bunu " diyen, sana bir gün dahi rehberlik yaptırmayan, hırsı nedeniyle işten atılmana neden olan adamın burnunun dibindeki oda da ne işin vardı? Senin gibi delikanlıya yakışır mı bu durum?
Soru 3- Şu zeytinyağlı dolmanın servis edildiği lokanta bu otelin neresindeydi? Girişte MI, arkada mı??
Son çarpıtman ise, ilk mesajımda sana anlattığım 5 yıllık peşin kira isteme durumu. Buna yalan da denmez, bu çok ama çok seviyesiz bir iftira. Sana "5 yıl kira ödemeden otur" dedim. Atilla'ya, "ben aptal mıyım bu teklifi kabul etmeyeyim" demişssin. Sen tertipli bir insansın, ya sende ya da avukatında bu dosya vardır. iş bana kalmadan açıp, hakimin bana "Burada 5 yıl kira vermeden oturabilirsiniz" demişsiniz, doğru mu" diye sorduğunu ve bu durumu istesem inkar edebilecekken, ""Evet doğrudur!" demem üzerine, birinci davayı kaybettiğimi görürsün.
Durum böyleyken, taa GS Divan Başkanı'na dahi ulaşabilecek tamamı hayali bir senaryoyu elin titremeden nasıl yazabildin? Bu mu GS karakterli olmak? Bunu Divan Başkanı'na senin yollamamış olman da günahını hafifletmez, önemli olan böyle bir yazının düşünülerek yazılması ve ona ve arkadaşlarıma kadar ulaşmasıdır.
Kuran'dan sureler tefsir edeceğine, sana önerdiğim gibi aynada gözlerine bak ve bu kadar şeyi nasıl uydurduğunu kendine sor. Kuran tesfirinden önce, doğru ve dürüst olmayı becer, o zaman buna belki hakkın olur.
Benden sonra karaladığın Hasan Şenol, sana tüm hayatında en büyük kıyakları yapmış birisidir. Onun hakkındaki karalamalarının avukatlığı bana düşmez ama, vicdani bir yükümlülük duyduğum ve kendimi o günlerin yakın şahidi olarak kabul ettiğimden, değinmeden geçemeyeceğim. Sen Nişantaşı'nda muayenehane açtığında, seni kim tanırdı? Salça dediğin o insan, oranın en popüler gözlükçüsüydü, hala da öyle ve sana yüzlerce insanı yollamıştı. Bu arada Hasan da, sana açtığım ilk davada listendeki şahitlerden biriydi, ama göz göre göre yalancılık yapmamak için mahkemeye gelmemişti. Dosyayı incelersen bunu da görürsün.
Son mailinde mahkeme dosyalarını getirmemim istiyorsun. Ben "bu gerçek mahkeme dosyalarında var"dedim. Dosyalar benim elimde demedim. Seninle yüzleşmek için beklediğim tek belge bu, onu ele geçirmeye çalışıyorum. O günkü avukatım çok yaşlı ve şu anda bir hastanede. Oğlu dosyayı bulmaya çalışıyor. Sen neden kendi avukatından ya da kendi arşivinden bulup getirmiyorsun? Üzerinden yıllar geçmiş bir mahkeme dosyasını neden saklayayım. Ben sadece ne dediğimi biliyorum, sana 5 yıl bedava otur dedim. Ama sen bana güvenmedin ve çıkmam dedin. Bunun üzerine mahkemeye gitmeye mecbur oldum.
Karakterli bir Galatasaraylı bu durumda, iş yerini büyütmeye çalışan, zaten ortak olduğu ve diğer odalarına komşu bir yeri alan büyüğüne, "ben buradan çıkmam ya da burayı beni rahatsız etmek için mi aldın?" der her halde...
(Kesin olarak iddia etmiyorum ama, hatırladığım kadarıyla doğru dürüst bir kira ödemedin ve giderken de kendine ait olmayan koltuk takımını götürdün...)
Benim dışımda Veliddin ve Hasan için yazıklarının da tamamen yalan ve uydurma olduğuna eminim.
Üniversite ortamında hem de asistanların katıldığı en az 50 kişinin can pazarı olan bir sınavda 5 sorunun 4.5 tanesini kimse anlamadan, başkasına nasıl yazdırırsın? Öbür insanların gelecekleri söz konusu, orası lise değil, onların hiç sesleri çıkmadı mı?
Üniversitede ilerleyemeyen biri kusuru kendinde aramalı. Demirel'e yakınlık-uzaklık dedikodusundan kimsenin önü kesilmez., buna çocuklara bile inanmaz.
Benden sonra karaladığın Hasan Şenol, sana tüm hayatında en büyük kıyakları yapmış birisidir. Onun hakkındaki karalamalarının avukatlığı bana düşmez ama, vicdani bir yükümlülük duyduğum ve kendimi o günlerin yakın şahidi olarak kabul ettiğimden, değinmeden geçemeyeceğim. Sen Nişantaşı'nda muayenehane açtığında, seni kim tanırdı? Salça dediğin o insan, oranın en popüler gözlükçüsüydü, hala da öyle ve sana yüzlerce insanı yollamıştı. Bu arada Hasan da, sana açtığım ilk davada listendeki şahitlerden biriydi, ama göz göre göre yalancılık yapmamak için mahkemeye gelmemişti. Dosyayı incelersen bunu da görürsün.
Hasan ile ilgili yazdıkların zaten senin ayıbını ortaya koyuyor. Bir doktor 50 metre öredeki gözlükçüyle ortak olmaya kalkar mı? Üstüne bir de eczaneyle ortak olsaydın bari!! Gözlükçüyle ortak ol, ona gerekli gereksiz reçete yolla, o gözlük satsın sen de %33 payını al. Bu fikir herhalde rehberlikten aklında kaldı. Doktorluk rehberlik değildir.
Bu olayı kendin anlatmış olman da çok ilginç, yahu dünyada moral diye bir kavram var, hiç duymadın mı?
Doktor gözlükçüye ortak olur mu?
Şimdi seni bütün bu yazdıklarını ispata davet ediyorum. Ferit ağbinin bürosundan, seni işten attırdığım Net'e, oradan zeytinyağlı dolmanın yendiği Yenişehir Oteli'ne, oradan zaten sahip olduğum odaya benim şaşkın bakışlarım altında kiracı olmana, "5 sene bedava otur sözünün, 5 senelik kirayı peşin isteme" haline gelmesine kadar iddia ettiğin her hususun yüzleşmesini seninle yapmaya hazırım.
Bunu yüzleşmeyi dilediğin yerde, dilediğin zamanda, ve sen getirsen söz konusu dava dosyası, tapu kayıtları gibi belgelerin de inceleneceği bir ortamda ve dilediğin arkadaşlarının yanında yapmaya hazırım. Benim davetlilerim bu maili yollayacağım çok sayıda seni tanıyan Galatasaraylı olacak, ilgi duyanlar da gelebilir. Bakalım Galatasaray'daki karaktersizler arasına şimdi kim katılacak? Bu yüzleşmeden kaçarsan ya da bunu yapacak cesaretin yoksa, Divan Başkanı'mızın da duyacağı şekilde benden ve diğer Galatasaraylılardan yazılı olarak özür dile. Bunları yapmazsan da, bu sitede hakkımızda yayımladıklarının olası hukuki sonuçlarına katlanmaya hazır ol. Yazında karaladığın diğer Galatasaraylılar benimle beraber hareket etmeye hazırlar. Hepimizden yazılı özür dilersen, başta ben ağabeyin olarak seni affetmeye hazırız.
Bu yüzleşme konusuna gelince, su belge olmaz ise "ben gelmem" demek erkeklik mi? Benim silme iftira dediğim konu bir tane değil ki! Üstünden 25 yıl geçmiş bir dosyayı benden bulmamı bekleyeceksen, biraz daha sabret. Ama sen elindekini getirirsen onu inceleriz. Sen önce şu 17 yaşındaki delikanlıya benim nasıl "ittiret bunu" dediğimi, seçimden önce atılmana rağmen, bunu Atilla'ya, "Kemal'e rey verdim de Besim beni beni işten attı..." haline getirdiğini ve lokantası olmayan otelde nasıl yalancı dolma yediğini bir anlat. Mahkeme dosyasına o zaman gerek kalmaz, gün gelir o da bulunur, onu da konuşuruz.
Kemal Suman
|